 |
 |
Bursa Hakkında Genel Bilgi |
 |
 |
Bursa Hakkında
Gölleri, ırmakları, dağları, şifalı termal suları, büyük ve verimli ovaları ve özellikle zengin bitki örtüsü ile doğa harikası bir şehir olan Bursa, Anadolu yarım adasının kuzey batısında, Uludağ'ın kuzey batı eteklerinde ve Marmara Denizi'nin güney doğusunda yer alır.
Modern bir kent özelliğini taşıyan ve Tanrının bahşettiği doğal güzelliklerle yetinmeyip sanayi ve teknolojisini dünyanın ileri ülkeleriyle eşit düzeye yükselten Bursa, 2.5 milyona yaklaşan nüfusuyla Türkiye'nin 4. büyük kentidir.
Doğuda Bilecik, Adapazarı, kuzeyde İzmit, Yalova, İstanbul ve Marmara Denizi, güneyde Kütahya, batıda ise Balıkesir illeriyle çevrili olan Bursa; Bizans, Osmanlı ve Cumhuriyet dönemlerinin mekansal ve mimari özelliklerini günümüze taşıyan bir kültür ve tarih kentidir aynı zamanda.
Bizans ve Osmanlı döneminin eşsiz eserlerinin zenginliği ile göz kamaştıran Bursa, "kültürel turizm potansiyeli" açısından İstanbul'dan sonra Türkiye'nin en önemli turizm kentlerinden biridir.
Bağrında 27 arkeolojik, 3 kentsel ve 1 doğal SİT alanı; 2000'nin üzerinde korunması gereken kültürel, tarihi ve anıtsal yapı barındıran Bursa, hemen yanı başındaki Uludağ ile Türkiye'nin en büyük kış ve doğa sporları merkezidir.
"Modern kentleşme" anlayışı ile yeniden inşa edilen Bursa; "yeşil çinilere sinen Kur'an sesiyle", "Hıristiyan azizlerinin ilahisiyle", "Emirsultan erguvanlarıyla", "keşişlerin ve dervişlerin kerametleriyle" Türkiye'nin manevi başkentidir... Osmanlı İmparatorluğu'na başkentlik yapmış olan bu kent, sınırları içindeki "İznik" şehri ile de Hıristiyanlık âlemi için Vatikan ve Kudüs'ten sonra en önemli üçüncü kutsal merkeze ev sahipliği yapmaktadır. Ve Uludağ, diğer adıyla Olympos Dağı, Hıristiyan keşişlerinin inzivâya çekildikleri bir yerleşim birimi olarak bilinmektedir.
11.043 km²'lik bir alanı kapsayan Bursa, özellikle Osmanlı başkenti olduğu dönemde hızla gelişmiştir. Adeta Asya'nın batıya açılan kapısı konumundaki "Tarihi İpek yolu" güzergâhındaki Bursa, 15. yüzyılda dünyanın başlıca ticaret, sanayi ve kültür kentlerinden biri haline gelmiştir. Nitekim o dönemde kent nüfusunun 100 bini geçtiği görülmektedir.
Roma ve Bizans döneminde olduğu gibi Osmanlılarda da saray entrikalarından usanmış aydınların başlarını dinleyebileceği bir "inziva yeri" olan Bursa, bu yönüyle bir "sürgün" ve "göçmen kenti"dir de. Bu özelliklerinden dolayı aynı zamanda bir "hoşgörü diyarı"dır Bursa...
Doğal zenginlikler, yeşil doku; yaşları 100 ila 600 arasında değişen 833 anıt ağaç ve şifalı kaplıcalar gibi özelliklere sahip olmasından dolayı "Yeşil Bursa" olarak ün salan bu tarihi kent, günümüzde olduğu gibi geçmişte de birçok gezginin ve tarihçinin ilgisini çekmiştir.
1840'lı yıllarda Bursa'ya gelen Dr. Bernard, Bursa'yı şöyle anlatıyor: "Bursa, doğanın en hoş güzelliklerini sunduğu bir köşedir. İlkbaharın tazeliği ve yeşilliği, kır ve ovalarının hoşluğu, su ve havasının güzelliği insana neşe verir. Güneşin sıcaklığı karlı dağların serinliğiyle ılıklaşır. Dağ eteklerinden akan sularla kırlar ve ovalar yıkandığı için havası çok tatlıdır."
Richard Pockocke de Bursa'da gördüğü manzarayı şöyle betimliyordu: "Ağaç ve dut ağaçlarından oluşan bu karışım, dünyanın en güzel görüntüsünü oluşturuyor."
Carsten Niebuhr'a göre ise, "Bursa'ya doğru önünüzde verimli ovayı kucaklayan harikulade bir manzara göze çarpar."
Ida Preiffer de, doyulmaz bir güzellik içinde olduğunu düşündüğü manzara karşısında şu itirafı yapar: "Böyle güzel görüntüleri bir de İsviçre'de görmüştüm."
Alexander von Warsberc Bursa için şu satırları yazıyor: "Her yanı sarmaşıklar kaplamış, zamanın ve zorbalığın açtığı yaraları sanki bu canlı yeşillik örtüyor. Kaya duvarların neresinden bir toprak parçası fışkırmışsa orada bir gül çıkmış, defneler yeşermiş, bahçeler üremiş."
George William'a göre Bursa, gidenler için her adımı birbirinden daha cazip bir kent: "Kent servi ağaçlarıyla dolu bir ovadan yükselir. Bağlıklar, incir ağaçları, karadutlar ve hemen her ağacın yanından her fidanın arasından bembeyaz şirin minareler yükselir. Bunların hemen üstünde ise Uludağ, uçurumlarıyla bir abidedir sanki. Anadolu'nun bu tanıdık göğünde, bu nefis gün batışı altında yolumuza devam ederken, karadut ve servilerin renk senfonisi gökyüzünün bin bir rengini damıtırlarken, kayalıklar solan ışıklar altında her dakika daha bir pembeleşiyordu. Her şey bütünüyle Şark, her şey tümüyle büyüleyici."
Ekrem Reşit Rey'in Cumhuriyetin ilk yıllarında çizdiği Bursa manzarası da farklı değildir: "İlkbaharda (her yer) öyle bir yeşil ki, misli yoktur. Adeta parıldar. En açık yeşilden en koyusuna kadar gider, karışır ve harikulade bir levha arz eder. Bursa'ya gelir gelmez, yolcu kendisini bir kaç asır geride hisseder. En ufak bir rüzgarda hışırdayan bu nebati nehir hakiki bir nehirden daha hassastır."
Miss Pardoe'nın Bursa'da gördükleri daha da güzeldir: "Hiç böyle güzel bir kentten geçmemiştim. Sonsuz bir biçimde uzanan ovalar, dev gibi ağaçların eteklerine yayılmışlardı. Portekiz hakkında yazdığım küçük eserimde, oradaki yabani çiçeklerin güzelliğini anlatmıştım. Ancak burada, Anadolu yabani çiçeklerinin onları da geçtiğini anladım. Güzel çiçek fidanları, tanımsız kokulu otlar, her renk çiçek açmış ağaçlar hep yolumuzun üzerinde sıralanmışlardı. Ortası altın sarısı benekli leylak rengi laden ağaçları, kokulu kozası ile kar gibi beyaz kına ağaçları, yabani hatmi çiçeği, Avrupa'dakiler kadar saydam ve çeşitli renkte çadır çiçeği, soluk pembe ve beyaz yapraklı ebegümeci çiçeği, gök mavisi renginde ve kır papatyası büyüklüğünde firuze çiçeği, yolun yanındaki kayalıkların arasından fırlayan ve kötülükle savaşan iyilik gibi kayalıklarla çelişki içinde, olduğundan iki kat daha güzel gözüken arı kovanı çiçeği, her yaprağı sürekli olarak titrediğinden kaynanadili denilen parlak sarı bir çiçek, mis gibi kokulu eflatun renkli nişasta çiçeği, yabani güller, hanımeli ve hepsinden üstün Avrupa'da yetiştirildiğinden biraz küçük, ama soluk pembe rengini ve güzelliğini olduğu gibi koruyan aşk çiçeği ve tanımadığımız daha birçok çiçekler kırları, yolları doldurmuşlardı. Kelebekler küçüktüler. Renkleri koyuydu ve pek çoktular. Çevremizi saran kuşların türleri de değişikti."
Von Moltke de, açık yeşil yaprakları göz alabildiğine her yanı kaplayan bereketli bir ova olarak betimlediği Bursa Ovası için, şunları yazar: "Tablonun ön tarafı ne kadar cana yakınsa, uzaklarının görünüşü de o kadar muhteşem. Çiçekteki üzümler havayı kuvvetli bir muhabbet çiçeği kokusuyla dolduruyor, buna alabildiğine yetişip azmış hanımelleriyle adını bilmediğim sarı bir çiçek de yardım ediyor. Osmanlı hükümdarlarının her iki başkentinden hangisinin, eskisinin mi, yoksa yenisinin mi, Bursa'nın mı, İstanbul'un mu yerinin daha güzel olduğunu kestirmek gerçekten çok güçtür. İnsanı büyüleyen şey, orada deniz burada karadır. Birinde tablo mavilerle ötekinde yeşillerle işlenmiştir. Asmalar muazzam ağaç gövdelerine sarılır ve dallara asılır. Oradan da tekrar yere sarkar. Beri yandan hanımelleri ve çiçekli sarmaşıklar da asmaların üzerine atılır. Spreewald'e bakan Lübenau kulesinden başka hiçbir yerde bu kadar geniş, bu kadar baştan aşağı yeşil manzara seyretmedim. Üstelik burada daha zengin bir bitki alemiyle bir ovayı sınırlandıran muhteşem dağlar da var."
Aslında "Bursa'yı anlatmak, daha doğrusu yazmak Tanpınar'ın tekelindedir". Bir Türk şairi ve edebiyatçısı olan Ahmet Hamdi Tanpınar'ın yazılarında, şiirlerinde Bursa'nın tüm güzelliklerini bulmak mümkündür. Onun şiirsel anlatımıyla "Bursa'da Zaman" eşsizdir. Onun içindir ki "Tanpınar'sız "Bursa Kitabı" yazılamaz diyor ve onun mısralarıyla Bursa'nın manevi havasını teneffüs ederek sizleri "Uygarlıklar Geçidi Bursa" ile baş başa bırakıyoruz.
Yeşil Türbesini gezdik dün akşam,
Duyduk bir musikî gibi zamandan
Çinilere sinmiş Kur'an sesini...
Uygarlıklar Geçidi Bursa
Uygarlığın ilk ayak izleri
Uygarlıklar beşiği Anadolu'nun cennet köşelerinden Bursa ve çevresi, çok eski çağlardan beri yerleşimlere sahne olmuştur. Bölgede eski yerleşim alanlarının yarattığı uygarlıkların günümüzden 7 bin yıl öncesine gittiği, Ilıpınar Höyüğü kazılarında ortaya çıkmıştır. Höyükte yapılan kazılar sonucunda, İ.Ö. 5200 yıl öncesine dek inen bir yerleşim alanı bulunmuştur.
Bursa'nın 7 km. kuzeyinde Demirtaş nahiyesinin 2,5 km. güneyinde, 90 m. çevresi 5 m. yüksekliği olan "Demirtaş Höyüğü" yer almaktadır. Bu höyükte genellikle elde, az miktarda da çarkta yapılmış kase, küp ve testilere ait seramik parçaları bulunmaktadır. Bunlar erken bronz çağdan kalmış olup M.Ö. 2500'lü yıllara tarihlenir.
Kentin 14 km. batısında, Çayırköyü'nün 1 km. güneybatısındaki "Çayırköy Höyüğü"nün boyutları da Demirtaş Höyüğü ile aynıdır. Burada bulunan seramik parçalarında gri, kırmızı, kahverengi ve siyah renkler hakimdir. Bulunan seramik parçalarının önemli kısmı elde, çok azı ise çarkta yapılmıştır. Höyüğün en eski buluntusu M.Ö. 2700 yılına aittir.
M.Ö. 3. yüzyılda Bithynialılar ve Prusias'lılar tarafından kurulan kentin ilk adı "Prusa" idi. Yazılı kaynaklarda "Bitinya" olarak da geçen Bursa ve çevresinin en eski yerleşimleri İznik Gölü çevresindedir. Sadece İznik Gölü çevresinde, taş devirlerinde kurulduğu anlaşılan yedi önemli höyük bulunmaktadır. Bunlardan Orhangazi yakınlarındaki Ilıpınar ve onun 750 m. kadar doğusundaki Hacılartepe Höyüğü, Orhangazi-İznik yolunun Yeniköy altı mevkiinde Tepecik Höyüğü, İznik Gölü'nün doğusunda ise Körüstan, Üyücek Tepe, Höyücek ve Karadin höyükleri bulunmaktadır.
İnegöl kent merkezinde, Cumatepe höyüğü ile 3 km. doğusunda bulunan Doğutepe Akhisar höyükleriyle Yenişehir Babasultan Höyüğü tarih öncesi devirlere ait yerleşimleri işaret etmektedir. Demirtaş Köyü Höyüğü ile M. Kemalpaşa'nın Dorak Köyü ile Tahtalı Köyü'ndeki kalıntılar, Bursa bölgesinin en az beş bin yıllık önemli bir uygarlık alanı olduğuna işaret etmektedir.
Prousa(Bursa)'nın kuruluşu
Bursa bölgesi, İ.Ö. 4. yüzyılda Bithynia devleti kurulana dek çeşitli kolonilerin ve ülkelerin egemenliğinde yaşamıştı. Ünlü Herodot Tarihi'ne göre, o tarihte Bursa ve civarından var olan tek kent Cius/Gemlik'tir. Cius kentinin kuruluşu İ.Ö. 12. yüzyıla kadar uzanır. Apamea/Mudanya kentinin ise, İ.Ö. 10. yüzyılda kurulduğu sanılmaktadır. Ulubat Gölü'nün üzerinde bir adada bulunan Apollonia/Gölyazı'nın ise, İ.Ö. 6. yüzyıldan daha önce kurulduğu sanılmaktadır.
Krezus/Kroisos (İ.Ö. 561-546) döneminde Lidyalıların egemenliğine giren Bursa bölgesi daha sonra, Pers/İran egemenliğiyle tanışmıştı. Bursa bölgesi, bu savaşlar sırasında çok tahrip oldu. Dedalses, İranlara karşı savaşarak Bursa bölgesinde bağımsız bir Bithynia Devleti kurdu. Dedalses'in oğlu Botiras ve onun oğlu Bas/Byas (İ.Ö. 378-328) Bithynia krallığının ilk kralı sayılmaktadır.
İ.Ö. 2. yüzyılda M.Kemalpaşa yakınlarındaki Melde Tepesi'nde antik Miletopolis, 356 yılında Orhangazi'de Basilinopolis, Sölöz köyünde Pythopolis, Yenişehir'de Otroia, Orhaneli'de Adriani, Karacabey'de Kremastis, Eşkel'de Daskylium, Çekirge'de Plai, Kurşunlu'da Brillos, İznik'te Nicaea antik kentleri kurulmuştu.
Bursa'nın kent statüsüne yükselip çevresinin surlarla çevrilmesi, Bithynia kralı I. Prusias (İ.Ö. 232-192) döneminde gerçekleşmişti. Kartaca kralı Hannibal, Roma imparatoru ile yaptığı savaşı kaybedince, askerleriyle birlikte I. Prusias'a sığınmış. Hannibal, I. Prusias tarafından büyük itibar görmesi üzerine, onun onuruna Bursa kentini kurmuş. Kente bu nedenle Prusa adı verilmiştir. Şehir merkezine yakın ilk yerleşimin kesin bulguları M.Ö. 2500 - 2700 yıllarını göstermektedir.
Antik kaynaklarca bugünkü Bursa'nın kurucusu olarak bilinen I. Prusias'ın imparatorluğu zamanında Uludağ Bursa'sı (Prusa ad Olympium) adını alan şehirden o döneme ait mermerden bir kadın heykeli ve ostotek bulunmuştur.
İmparator Justinianus (527-565) zamanında Pythia'da (Çekirge'de) yeni hamamlar yaptırılmıştır. 1935 yılında Hisar içinde tonozlu odalar bulunmuştur. Hisar içinde, Yer Kapı'da bulunmuş erken Bizans devrine ait taban mozaiği, önemli arkeolojik kalıntılardandır. Tophane'de Bizans döneminden bir şapel ve manastıra ait mozaikler bulunmaktadır.
Prusa (Bursa) 1204-1261 yılları arasında Nikaia'a (İznik)'e bağlı sönük bir tekfurluk olarak yaşamını sürdürdü.
İ.Ö. 74 yılında Roma'ya bağlanan Bithynia krallığı, uzun yıllar Roma egemenliğinde kaldı. Önce Romalıların, sonra da Bizanslıların bir ili olarak varlığını sürdüren Bursa ve civarı Osmanlı Beyliği döneminde dahi yabancı kaynaklarca Bithynia Beyliği veya Krallığı olarak anılmıştır.
Bugün ülkemizin en zengin Bizans devri mezar stelleri ve çeşitli mimari eser parçaları, seramikler, sikkeler Bursa Arkeoloji Müzesi'nde sergilenmektedir.
Bursa, Osmanlı İmparatorluğunun ilk 200 yıllık döneminde diğer kentlere göre büyük gelişmeler göstermiş, bir çok mimari yapı ile süslenmiş; devrinin tanınmış medreseleri ile bilim aleminin merkezi olmuştur. I. Murad zamanından başlayan Hüdavendigar Külliyesi, I. Beyazid'ın yaptırdığı Yıldırım Külliyesi, I. Mehmed (Çelebi) döneminde başlayıp II. Murad zamanında tamamlanan Yeşil Külliye Bursa'nın mekânsal gelişimini etkileyen ve bugünde ayakta duran büyük komplekslerdir.
Bursa kimin şehri?
Bursa ve civarına önceleri Bithynia denilmekteydi. Uludağ'ın güneyi ile batısı ise Mysia adıyla anılmaktaydı. Bursa bölgesinde yaşayan Bithynia'lılar, Thrak kökenliydi. Asya ile Avrupa'nın geçiş yeri üzerinde bulunduğundan, çok farklı halklar da bölgeye yerleşmişti.
Bithyn'lerden önce bölgede Bebryk'ler oturmuştu. Sonra da Mysi'ler gelmişti. Bithyn'ler, Thrak örf ve adetlerine bağlı oldukları için çoğu kez Asya Thrak'ları olarak anılmıştır. Kullandıkları dilin ise Thrakça olduğu belgelerden anlaşılıyor. Ancak, Yunan kolonilerinin etkisi ile Bithynia halkı da yavaş yavaş Yunanlaşmıştı. Bithyn'lerden önce, bölgede Bebryk, doğuda ise Mygdon dili konuşuluyordu. Batıda ise Mysia dili konuşulmaktaydı.
Bizanslıların 12. yüzyılda Bursa ve civarına çok sayıda Sırp ve Bulgar'ı iskân ettiği bilinmektedir. Osmanlılar bu bölgeye geldiklerinde, Bursa ve çevresinde çok değişik etnik gruplardan olmak üzere, Ortodoks Hıristiyanları bulmuştu.
Ayrıca şu gerçeği de ifade etmek gerekir ki, Osmanlılar Bursa'yı aldıklarında kent sadece hisar içinden ibaretti. Orhan Gazi şehri hisarın dışına çıkararak, surlar dışında bugünkü Bursa'nın çekirdeğini oluşturan yeni bir şehir kurmuştur. Okul, Hastane, Köprü, Aşevleri, Kervansaraylar, Hamamlar gibi kamu yapıları inşa edilmiş ve bunların çevrelerinde konut alanları yaratılarak bir yerleşme geleneği başlatılmak suretiyle bugünkü "Yeşil Bursa"nın temelleri atılmıştır.
Türklerin Bursa bölgesine gelişi
Müslümanlar ilk kez, Abbasiler (Harun Reşid) döneminde Bursa'ya kadar gelmişti. 955 yılında ise Halep'teki Hamedanlılar, Bursa'yı ele geçirip 23 yıl boyunca Bursa'ya egemen olmuşlardır. Türklerin Bursa bölgesine ilk kez 1081 yılından sonra geldikleri görülüyor. İznik, 1081-1097 yıllarında Anadolu Selçuklu Devletinin başkentliğini yapmıştı. 1097 yılında ise bölge, Haçlı Savaşları'na sahne oldu. İznik Haçlıların eline geçti. Alexias Kommenos'un döneminde (1097) düzenlenen bir seferle Türkler, ilk kez Bursa'yı ele geçirmişti. Bu savaşlar sırasında İstanbul'da Latin Hükümeti kurulunca, Bizans İmparatorluğu'nun başkenti İznik oldu. 1204 yılında Theodor Laskaris'in kurduğu İznik Bizans İmparatorluğu, 1261 yılına kadar varlığını sürdürdü.
Latinler İstanbul'u işgal ettikleri zaman Bizans prensleri bu yeni düşmanın elinden kurtulmak için Müslüman yöneticilerle işbirliği yaparak Bursa'yı ele geçirdiler. 1214 yılına kadar Rumların elinde kalan Bursa, Müslümanlara karşı direnişte halkın gösterdiği isteksizlik nedeniyle imparator II. Andronikos'un gazabına uğradı. Halkın büyük bölümünün malları yağma edilerek içlerinden bazılarına sürgün ve idam cezası verildi. II. Andronikos, Latinleri yenerek imparatorluğu tanımalarını sağlayıncaya kadar Bursa'yı bu şiddet yöntemi ile elde tutabildi.
Beylik'ten Devlet'e
(Osman Gazi Devri 1299-1324)
Osmanlı Devleti'nin kurucusu ve ilk sultanı Osman Bey, Ertuğrul Gazi'nin oğludur. Osmanlının diğer beyliklere göre Hıristiyan araziye komşu olması çok önemli bir avantaj sağlamış, onları kısa sürede büyük imparatorluk durumuna getirmiştir.
Osmanlı Devleti'nin kuruluşunda dervişlerin büyük katkısını gören Osman Bey, bu nedenle Bursa ve çevresindeki birçok araziyi dervişlere verdi. Kendisi de, bölgenin en önemli dervişi olan Şeyh Edebali'nin kızını aldı. Bizans topraklarında yaptıkları savaşlarla zenginleştiren Osman Bey; Karacahisar, Yarhisar, İnegöl'ü aldı. 1302 yılında Yenişehir'i devletin merkezi yaptı. İznik ve Bursa'yı kuşattı ancak alamadan yaşamını yitirdi. Vasiyeti gereği Tophane'deki Gümüşlü Kubbe'ye (Saint Elia Manastırı) gömüldü. Ölümünde özel mülkü olarak çok az malı çıkmıştı.
Bursa'nın Fethi
Osman Bey 1308 yılında Bizans tekfurlarının birleşmiş ordularını Dimboz/Erdoğan köyü yakınlarında perişan edince, Bursa önlerine gelmişti. Bu tarihten sonra Bursa'yı kuşatarak gözlemek amacıyla biri Kükürtlü Hamamı karşısında, Ak Timur'u komutasında, diğeri eski Mollaarap Okulu yerinde, Balaban Bey komutasında iki kule yaptırmıştı. Bursa'nın arkasını güvenlik altına almak için 1325 yılında Orhaneli Kalesi fethedilince tekfur çaresiz kaldı. 6 Nisan 1326 tarihinde Bursa'yı Orhan Bey'e teslim etti. Böylece Bursa, bir bakıma kılıçla değil, "vire" olarak anılan biçimde teslim yoluyla Türklerin eline geçmiş oldu.
O dönemlerde top ve tüfek olmadığından kaleleri düşürmek için kullanılan en önemli savaş taktiği kaleleri kuleler vasıtasıyla gözetim altına tutarak giriş ve çıkışı engellemekti. Böylece kale halkını aç bırakarak, suyunu keserek kentler kan dökmeden ele geçiriliyordu. Bursa'nın ele geçirilmesinde de "vire" denilen bu metot uygulanmış, aç ve susuz kalan halk tekfura karşı ayaklanmış ve şehir kan dökülmeden Osmanlılara teslim edilmişti.
Bursa'da bir imparatorluk doğuyor
(Orhan Gazi Devri 1324-1360)
Osmanlı devletinin kurucusu Osman Bey'in oğlu ve Devletin ikinci sultanı Orhan Bey, 1320 yılında babasının vekili oldu. 1321 yılında Mudanya'yı, 6 Nisan 1326 tarihinde ise Bursa'yı fethederek 1324 yılında tahta geçti. Bizans ordularını 1329 yılında İstanbul yakınlarında Pelekanon'da yendi. 1331 yılında İznik'i teslim alan Orhan Gazi Osmanlıların başkentini 5 yıl süre ile İznik'e taşıdı.
1353'de Bizans'taki iç karışıklıklardan faydalanan Orhan Gazi, Gelibolu'da Çimpe kalesini aldı. Gelibolu'ya geçip tüm Marmara kıyıları ile Tekirdağ'ı ele geçirdi. Devletin temellerini oluşturan ilk yasal düzenlemeleri yaptı. Orduyu düzenledi. Vergi yasaları getirdi. İlk kez kendi adına para bastırdı. Bilecik tekfurunun kızı Nilüfer Hatun ile Asporça ve Bizans İmparatoriçesi Thedora'yı eş olarak alan Orhan Gazi, kentte hızlı bir imar çalışması başlatarak sur dışına taşan kentin çekirdeğini oluşturan cami, hamam, köprü, çeşme, darphane, medrese gibi birçok anıtsal eseri yaptırdı.
Orhan Gazi 1360 yılında yaşamını yitirdi. O da Tophane'ye, babasının yanına gömüldü.
İlk şehit sultan; Murat Hüdavendigâr
(1360-1389)
Orhan Bey'in oğlu olan I. Murat, Lala Şahin Paşa'nın yanında yönetim ve savaş dersleri aldı. 1340 yılında Bursa Sancakbeyi; ağabeyi Süleyman Paşa'nın 1359 yılında vefatıyla da Rumeli ordusunun kumandanı oldu. 1360 yılında tahta geçti. 1362 yılında Edirne'yi fethederek devlet merkezini buraya taşıdı. 1364 yılında, Balkanlardaki Haçlı ordusuyla yaptığı Sırp sındığı Savaşı'nı kazanarak büyük ün saldı. Osmanlı akıncıları Adriyatik denizine dayandı. 1389 yılında, I. Kosova Savaşı sonrasında şehit edilerek yaşamını yitirdi. Bu nedenle Gazi Hüdavendigâr lakabıyla anılmıştır. Mezarı Çekirge'de, adını taşıyan türbesindedir.
Bu dönemde Tımar teşkilatı geliştirildi. Yaya, müsellem ve Yeniçerilere ilaveten Kapıkulu askerinden maaşlı süvari ocağı kuruldu. Çekirge'deki külliyesinde medreseli ilginç bir cami ile hamam ve türbesi vardır. Ayrıca Hisar içindeki Şahadet Camii ile bugün Hisar'daki garnizonun bulunduğu yerdeki sarayı da, Sultan I. Murat yaptırmıştır.
Yıldırım gibi bir sultan; I. Bayezid
(1360-1403)
Sultan I. Murat ile Gülçiçek Hatun'un oğlu olan Yıldırım Bayezid 1389 yılında sultan oldu. Anadolu'daki birçok beyliğin Osmanlının eline geçmesini sağladı. Rumeli'de Haçlılar ile 1396 yılında Niğbolu Savaşı'nı yaptı ve kazandı. Arkalarına Timur'u alan Anadolu Beylikleri Sultana kafa tutunca Bayezid, Anadolu Beyliklerini kışkırtan Timur ile 28 Temmuz 1402 tarihinde Ankara yakınlarında yapılan savaşı kaybetti. Bu savaşta Timur'a tutsak olan Bayezid'in kendini zehirleyerek intihar ettiği iddia edilir. (1403)
"Yıldırım" lakabını alan Bayezid, Bursa'da çok sayıda güzel yapı yaptırarak Bursa'nın, devrinin en görkemli kenti konumuna gelmesini sağladı. Bursa'da Ulucami ile, Yıldırım semtindeki külliyesi içinde cami, hastane ve hamam ile medrese yaptırmıştır. Ancak onun Bursa'daki en önemli yapıtı Darüşşifa adını taşıyan Osmanlı Devleti'nin ilk hastanesidir. Bugünkü Bursa Çarşısı'nın temelini oluşturan Bedesten'i de Yıldırım Bayezid yaptırmıştır. Türbesi, Yıldırım Külliyesi'ndedir.
Karanlığın yüzü; Fetret Dönemi
(1402-1413)
Bursa, Osmanlı döneminde mâmur bir başkent olarak gelişirken, Anadolu Beylikleri'nin desteğini alan Timur karşısında Osmanlı'nın yenilgiye uğraması sonucu yağma edilmiş ve Timur'un askerleri tarafından kent Ulucami ile birlikte yakılmıştır. Bundan sonra Bursa, bir zaman, Yıldırım Bayezid'in oğulları arasında el değiştirip durmuştur.
Ankara Savaşı'nın ardından Yıldırım'ın oğullarından İsa Çelebi'nin bazı paşalarla Bursa'ya gelip tahta oturmasıyla şehzadeler arasında başlayan kanlı çatışmalar, Çelebi Mehmet'in 1413 yılında tahtı ele geçirmesiyle son bulmuştur.
Devleti ikinci kez kuran sultan; Çelebi Mehmet
(1413-1421)
Sultan I. Bayezid ile Devlet Hatun'un oğlu olan Çelebi Mehmet, Osmanlı padişahlarının beşincisi ve Osmanlı Devleti'nin ikinci kurucusudur. Çelebi Mehmet, Ankara savaşından (1402) sonra parçalanan Osmanlı topraklarını yeniden bir idare altında birleştirmek için kardeşleri Süleyman, İsa ve Musa Çelebiler ile mücadele etti. Böylece Osmanlı Devleti'ni karşılaştığı bu büyük bunalımdan kurtararak devletin birliğini sağlayan Çelebi Sultan Mehmet, her şeyden önce elden çıkan toprakları geri almaya çalıştı.
Şeyh Bedreddin isyanını bastıran Çelebi Mehmet, 26 Mayıs 1421 tarihinde Bursa'da yaşamını yitirdi. Yeşil semtinde bulunan eşsiz güzellikteki Yeşil Türbe'ye defnedildi. Çelebi Mehmet sağlığında, türbenin bulunduğu mekana içinde medrese, cami ve imaret bulunan "Külliye"yi inşa etmişti. Aynı zamanda divan şairi olan Çelebi Mehmet Edirne'de bir cami ve bedesten, Amasya'da da oğlu Kasım için de bir türbe yaptırmıştır.
Dervişane bir sultan; II. Murat
(1421-1451)
Çelebi Mehmet ile Emine Hatun'un oğludur. 1415 yılında Amasya Sancakbeyi oldu. 1420 yılında Börklüce Mustafa ile Anadolu beyliklerinden Germiyanoğulları, Ramazanoğulları ve Menteşoğulları'nın isyanlarını bastırdı.
1430 yılına Venediklilerden Selanik kalesini aldı. 1444'de Varna, 1448'de II. Kosova Savaşı'nda kazandığı başarılarla Balkanlarda devletin sınırlarını genişletti.
Karacabey'de topladığı devlet yöneticilerinin huzurunda saltanattan vazgeçtiğini ilan etti. Bir süre Karacabey'de inzivaya çekildi. Daha sonra Çandarlı Halil'in baskısı ile tekrar tahta geçmek zorunda kaldı. 47 yaşında iken 3 Şubat 1451 günü yaşamını yitirince, Muradiye'deki türbesine gömüldü. Vasiyeti üzerine türbesinin üstü açık, sandukası üzerinde de toprak vardır.
Sultan II. Murat'ın Muradiye semtinde yaptırdığı külliyesinde; cami, hamam, medrese ve imaret bulunup tümü günümüze gelebilmiştir. Sultan Murat, duygusal ve şair yönü olan bir kişi olup ayna zamanda divan şairi, müzisyen ve hattattır.
Manevi Başkent Bursa
Fatih (1451-1481), İstanbul'u aldıktan sonra Bursa ikinci plana itilmiştir. Bu nedenle de Bursa, hep ikinci ya da manevi başkent oldu. Örneğin Fatih vefat edip II. Beyazıt padişah olunca (1481-1512), kardeşi Cem de 1481 yılında Bursa'ya gelip padişahlığını ilan etmişti. Bahtsız Şehzade Cem, Bursa'da 18 gün süren padişahlık yaptı, burada kendi adına para bastırdı. Sonradan bu durum, Bursalıların Sultan tarafından cezalandırılmasına neden oldu. II. Bayezid, 1512'de Bursa'ya girince, Yeniçeriler şehri yağma etmek istediler, yağma son anda önlendi.
Yavuz Selim padişah olunca da, bu kez kardeşi Korkut aynı şeyi yaparak Bursa'da padişah olmak istedi. Ancak Şehzade Korkut'un Bursa'daki saray-ı âmire'den tüfekleri almak istemesine Bursalılar engel oldu. Daha sonra Şehzade Ahmet de, Bursa'yı alarak hükmetmek istemiş, ama başaramamıştı.
Zor Yıllar : İşgalden Kurtuluşa Bursa
Birinci Dünya Savaşı sonrasında Türkiye İtilaf Devletleri tarafından işgal edilmişti. 1920 yılında Yunanlılar önce İzmir ve çevresini ardından 2 Temmuz 1920 tarihinde Mustafakemalpaşa ve Karacabey'i işgal ettiler. 6 Temmuz'da ise Gemlik İngilizler tarafından işgal edildi.
Bursa'da, Osmanlı döneminden sonra en büyük acı Yunan işgali ile yaşandı. Ankara'daki TBMM kürsüsü üzerine, Bursa düşman işgalinden kurtuluncaya kadar kalmak üzere siyah bir örtü örtüldü.
O zor yıllarda Bursa'da yaşayanların neredeyse üçte biri Gayrimüslim olduğu için bazı Bursalılar silahını alıp dağlara çıkmıştı. Kentte kalanlar ise, Kuvvay-ı Milliye için istihbarat çalışmaları yapmıştı. Yunanlıların Osman Gazi türbesine hakarette bulunmaları Bursalıların işgalcilere karşı daha da kinlenmesine sebep oldu. Bursa, 2 yıl, 2 ay 2 günlük işgalden sonra 11 Eylül 1922 günü kurtarıldı. Yunan askerlerinin şehirden çekilmesinde, Türk ordusunun olduğu kadar, silahlı milislerin de katkısı büyük olmuştur.
Çağdaş Bursa'nın karşılaştığı sorunlar
İşgal döneminde Bursa halkı çok zor yıllar yaşadı. Özellikle köylerde çok sayıda insan ölmüş, bir çok köy de yakılmıştı. İşgal yıllarında Bursa'da da birçok mahalle yakılmış, yıkılmıştı. Cumhuriyet sonrasında; Bursa nüfusunun yaklaşık üçte birini oluşturan Gayrimüslimlerin kenti terk etmesiyle yeni, farklı bir bunalım yaşandı. Giden Gayrimüslimlerin yerine gelen "Mübadele göçmenleri" her şeye yeniden başlamak zorundaydı. Zaten Bursa, 1880'li yıllardan beri yoğun bir göçmen akınına uğramıştı. Daha bu göçmenleri bünyesinde hazmedemeden, önce Balkanlardan gelen göçmenler, daha sonra mübadele ile Yunanistan'dan gelen göçmenler Bursa'yı, Cumhuriyetin ilk yıllarında büyük bir sosyal ve ekonomik sorunlar yumağı haline getirdi. Çünkü Bursa'yı terk eden Gayrimüslimlerin çoğu esnaf ve tüccar iken, yerlerine gelen göçmenlerin hemen tamamının çiftçi olması sorunları daha da arttırmıştı. Gelen göçmenlerin büyük bölümünün Türkçe dahi bilmeyip, faklı geleneksel ve kültürel özellikler taşıması, Cumhuriyet Bursa'sı için farklı ve ciddi sorunların ortaya çıkmasına sebep oldu. Ancak Cumhuriyet yönetimi, kısa sürede Bursa'daki bu toplumsal ve kültürel sorunları aşmayı bildi.
Genç Cumhuriyet, yakılmış, yıkılmış bir Bursa'dan kısa sürede modern bir kent yaratmayı başardı. Yeniden ipek fabrikaları kuruldu, gerek kent merkezi, gerekse ilçe ve köylerinde büyük bir imar atılımı başladı. Cumhuriyet devrimlerine de sahip çıkan Bursa, çok kısa süre içinde büyük bir gelişme göstererek ülkenin dördüncü büyük kenti haline geldi.
Atatürk ve Bursa
Atatürk, milli mücadelenin merkezi olan Ankara'yı başkent yaptı ama Bursa'yı da çok sever ve ilgi gösterirdi. Nitekim Atatürk'ün en çok ziyaret ettiği illerin başında Bursa gelir. Atatürk, 1922 yılından ölümüne kadar Bursa'ya 18 kez gelmiştir.
Atatürk, Kurtuluş Savaşı'nın hemen ertesinde, 17 Ekim 1922 tarihinde Bursa'ya ilk ziyaretini yapmıştı. Bu gezisi sırasında yaptığı konuşmasında Atatürk: "Artık ordularımızın yaptığı savaş bitti. Şimdi eğitim ve ekonomik alanda bir savaşa hazırlanıyoruz" demişti.
31 Ağustos - 11 Eylül 1924 tarihlerindeki üçüncü gelişinde ise Atatürk artık Cumhurbaşkanı'dır. Bursa'nın kurtuluş törenlerinde yaptığı konuşmada şunları söylemiştir: "Devrimlerimiz, Türkiye'nin yüzyıllar için mutluluğunu yüklenmiştir. Bize düşen, onu anlatmak ve değerlendirerek çalışmaktır".
Atatürk, yapacağı her devrim öncesinde mutlaka Anadolu'yu gezer, nabız yoklardı. Bu gezilerine de Bursa'dan başlardı. Yine Harf Devrimi öncesinde, 27 Ağustos 1928 tarihinde Bursa'ya gelmişti.
26 Mart 1937 tarihindeki gelişinde ise Bursa gençlerine bir söylev vermişti: "Yorulmadan beni izleyeceğinizi söylüyorsunuz. Fakat arkadaşlar, benim sizden istediğim, yorulduğunuz zaman dahi, durmadan yürümek, dinlenmeden beni takip etmektir. Sizler, yani yeni Türkiye'nin genç evlatları, yorulsanız dahi beni izleyeceksiniz. Dinlenmemek üzere yürümeye karar verenler asla yorulmazlar."
Atatürk, en renkli gezisini de aramızdan ayrıldığı yıl, 1 Şubat 1938 tarihinde Bursa'ya yapmıştı. Uzun süredir hasta olan Atatürk, Bursa'da dans etti, eğlendi. Adeta son baharını yaşadı Bursa'da... Atatürk kendisi için Bursa Belediye salonunda verilen baloda öylesine neşelendi ki, orkestrayı durdurup zeybek çaldırdı. Salonun ortasına geçip zeybek oynadı. Bursa, Atatürk Türkiyesi ile aydınladı. Bütün Türkiye gibi Bursa ve Bursalılar da ona çok şey borçlu. Bütün Türkiye gibi Bursalılar da onu asla unutmayacak...
Bursa’da Doğmak ve Büyümek
Huzur içinde yaşanacak bir şehir
Doğum Adetleri: Yeni doğan bebeğin göbeği kesilip tuzlu suda yıkanır, kundaklanıp gözleri bağlanırdı. Loğusayı yatağa yatırmadan önce yıkarlardı. Anne, kırk gün yataktan çıkmazdı. Yanında annesi durur, ona göz kulak olurdu. Gelenlere şerbet ikram edilirdi. Yedi gün sonra ise bütün mahalleli eve çağrılır, şerbet diye anılan mevlit okunurdu.
Bebeğe ad koyma da bir törenle olurdu. Kırkında çocuklar, yıkanıp uzak gezmelere götürülürdü. Yaşının uzun olması için "kırkını uçurmaya" gittiği evin sahibi çocuğa yumurta verirdi. Nazar değmesin diye "kırk çöreotuna" İhlas süresi okunur, omzuna asılırdı.
Düğün Adetleri: Evlilikler, kız istemeyle başlardı. Damat adayı gelin adayını beğenirse önce kız tarafına haberler salınır, ağız aranırdı. Bu yoklamada umut belirmişse devreye görücüler girerdi. Bazen erkek tarafı kız tarafına defalarca gitmek zorunda kalırdı. Kız tarafının gönlü olsa da bu nazlanma gelenektendi. Çünkü, kız evi naz eviydi. Kızın daha ilk isteyişte verilmesi doğru görülmez, bu, kızın bir kusuru olduğuna yorulurdu.
Düğüne bir hafta kala hazırlıklar başlardı. Salı günü akşamı kız evine çeyiz asılır; o gece herkes çeyizi görmeye giderdi. Kızlar daha çocukken, dantel ve oyalarla çeyiz düzmeye başlanırdı. Bir kız neredeyse evlilik gününe kadar, evi için kendi zevk ve estetiğine uygun elişleri hazırlardı. Çeyiz, bir gelin için bir ömrün el emeği göz nuruydu. Düğüne yakın tüm aile üyeleri, akrabalar ve gelinin arkadaşları çeyize yardımcı olurlardı. Çeyiz, bir anlamda gelinin sanat sergisiydi. Tıpkı bir ressamın, ömür boyu özenle yaptığı resimleri bir sergi salonunda sergilemesi gibi çeyiz de düğünden bir hafta önce sergilenir; tüm mahalleli ya da köylüler, bu sergiyi özenle ve eleştirel bir gözle gezerdi.
Cuma günü oğlan evinde lokum kesilirdi. Kız evi kına çözdürmeye, yani tavuk kestirmeye gelirdi. Cumartesi akşamı erkek evine çalgılar gelir, o gün konuklar düğüne davet edilirdi. Pazar günü öğle namazından sonra gelin almaya gidilirdi. Gelin, kız evinden oğlan evine getirilirdi.
Ölüm Adetleri : Ölen bir kişinin karnına şişmesin diye bıçak konulur, çenesi çekilir, ayaklarının iki baş parmağı bezle bağlanır. Ölüye abdest aldırılıp kefenliği giydirilerek tabuta konur ve selâ verilir daha sonra da cenaze namazı kılınır. Helalliği verildikten sonra tabut alınır ve mezarlığa götürülüp defnedilir. Mezarın da üzerine bir ibrikle su dökülür. Daha sonra bu ibrik mezar üzerinde bırakılır. Akşam olunca mukabele okunur. Bu böyle yedi gece sürer. Yedi gece sonra pilav, helva ve ayran verilir.
Bursa'nın Ufak Tefek Taşları
Kırsal alandaki kına ve düğün gibi eğlencelerde yer yer hala giyilen bu giysiler kent yaşamında artık terkedilmiştir. Bursa'da geleneksel erkek giysileri çarık, yün çorap, potur ya da çakışır, cepken, gömlek ve külahtan oluşurdu.
Renkli kumaşlardan yapılan erkek giysileri, işlemelerle süslüdür. Pantolon yerine potur, şalvar, çakşır, üstüne cepken gömlek giyilirdi. Bele üst üste kuşak sarılır, kuşakların arasına cep yerini tutan silahlıklar takılırdı. Başa genellikle fes giyilirdi. Üstüne ağabani sarık sarılan keçe külah da yaygın baş giysilerindendir. Ayağa çarık, mest, yumuşak meşinden yapılmış, yanları dikişli Har yemeni giyilirdi.
Kadınların giydiği yöresel kıyafetlerin iki türü olduğu görülmektedir. Birincisi "Şalvar içlik" denilen ve ayakkabı, çorap, şalvar, içlik, kuşak, cepken, başlık ve örtüden oluşan kıyafettir. İkincisi ise, "şalvar-üç etek" adını alır ve birincideki giysilerden başka şalvarın üstüne giyilen, arkası tek parça ve uzun, önü ise ortadan yırtmaçlı üç etektir. Kadınlar, erkeklerden daha çok aksesuar taşırlar. Başlarındaki fes ya da külaha dizili süsler takarlardı.
Eski Bursa'da kadın giysileri özellikle kumaşları ve işlemeleriyle dikkat çekerdi. Bursa tezgâhlarında dokunan ipekler, bürümcükler, kadifeler bu giysilere özellik katardı.
Mutfak Kültürü
Bursa'da iklim ve coğrafyanın tarıma elverişli olması nedeniyle her tür sebze ve meyve çeşidi bulunmaktadır. Bu da Bursa mutfak kültürünün zenginleşmeni sağlamıştır. Bursa'nın ünü sınırlarını aşmış beş yemeği vardır: İskender Kebap, İnegöl Köfte, Kemalpaşa Tatlısı, Mihalıç Peyniri ve Kestane Şekeri... Bir de artık genellikle kitaplardaki tanımlarıyla yaşayan tarih olmuş yemekler vardır:
Çorbalardan; tarhana çorbası, sütlü oğmaç çorbası, yeşil mercimekli oğmaç çorbası, düğün çorbası, balık çorbası, ekşili baş çorbası, yabani otlardan; kaygana, yaban pırasası, melki, balıkotu vb.
Sebze yemeklerinden; Kurutulmuş yeşil fasulye yemeği, kestaneli etli lahana dolması (zeytinyağlısı da yapılıyor), kereviz dolması, patlıcan silkmesi.
Etli Yemeklerden; Yörük kebabı, keşkek, av hayvanlarından yapılan yahni, ekşili köfte, İnegöl köfte, ciğer sarması, mumbar dolması, pide kebabı, şipit.
Hamur İşleri; mantı (nohutlu, sade ve kıymalı) cevizli lokum, kuru yufka böreği, mısır böreği, hamur bamyası, asude, pırasa böreği, dızmana. Özel günlerde düğün ve bayramlarda; keşkek, yumurta dolması, patates köftesi, zeytinyağlı yaprak sarması.
Tatlılar; cennet köşkü, dilber dudağı, cevizli baklava, peynir tatlısı, incir dolması, zerde.
Bulgaristan göçmenleri daha çok köfte, mercimek, kumpir, momelega mısır unundan yapılmış kaçamak yapar. Arnavut ve Boşnaklar ise daha çok hamur işi yemekler ve börek yapar. Özellikle Arnavutlar haftanın 3-4 günü börek yaparlar. Filiye, mişoriz gibi özel yemekleri de vardır.
Bursa’yı Yönetenler
Bursa'da yerel yönetim
Osmanlı Devleti'ne başkentlik yapmış bir kent unvânını taşıyan Bursa'nın uzun bir dönem "Sancakbeyleri" "Kadı" ve "Subaşı" denilen yöneticiler tarafından yönetildiğini görüyoruz. Nitekim Osman Gazi'nin fethettiği Bursa ve civarındaki kentlerde ilk atadığı görevliler "Kadı" ve "Subaşı"lardı. Bursa'nın merkez şehir olarak yer aldığı "Hüdavendigâr Sancağı" aslında doğrudan Padişahın sorumluluğu altında yönetiliyordu. Kentin düzen ve güvenliğini organize etmek üzere görevlendirilen "Sancakbeyi", Padişah tarafından atanan "Subaşı" aracılığı ile eyaleti yönetirken; diğer "dirlik sahipleri" ve vakıf yöneticileri tasarruf ettikleri yerlerde serbest sayıldığı için, buraların güvenliğini kendilerinin sağladığını görüyoruz. Doğrudan Padişahtan emir alan "Kadı" ise kentin yargı kuvvetini temsil etmekteydi.
Osmanlı'nın "Serbest Tımar Uygulaması" adı verilen bu yerel yönetim biçiminde, taşradaki güçlerin merkez otorite karşısında rakip olabilecek seviyeye gelmesinin önünün kesilmesi amaçlanıyordu. Ayrıca büyük gelir kaynaklarının tek elde toplanmasının ve bu şekilde yerel görevlilerin merkezi otoriteye karşı güçlenmesinin önü kesilmiş oluyordu.
Osmanlı Devleti, merkezi bir yönetim olduğu için, kazalar doğrudan Sultan'a bağlıydı. Köylerde hükümet örgütünün yanı sıra halkın seçtiği bir örgütlenme de vardı. Her köyde "yiğitbaşı" veya "ilerleri" adı verilen kişiler, köyün sorunlarıyla ilgilenmekteydi. Bunların başkanı ise köy kethüdasıydı. Köy kethüdalarının başı da ‘ilbaşı'ydı. Kadılar şehirde otururdu. Kadıların adli ve idari yetkileri tüm kazada geçerli iken, subaşılar köylerde yetkili değildi. Mahallelerde ise, geceleri bekçilerle birlikte gezen halktan oluşan asesler bulunmaktaydı.
Köylerde, asayişten tüm köylü ortak sorumlu idi. Bu örgütlenme, son derece demokratik ve katılımcı bir uygulamaydı. Halk, köy veya mahallelerden temsilci seçerek en üst düzeyde temsilcilerini seçmekteydi. Türk mahalle ve köylerindeki temsilciler Türk iken, Gayrimüslim mahalle ve köylerinde ise Gayrimüslim temsilciler bulunuyor idi.
Hüdavendigâr'dan Bursa'ya vilayet yönetimi
Fatih'in İstanbul'u Osmanlı Devleti'nin başkenti yapmasından sonra "Hüdavendigâr Eyaleti" olarak isimlendirilen Bursa, 1844 yılından itibaren bir "Mutasarrıf" tarafından yönetilir. 1864 yılında "eyalet" statüsüne kavuşur ve 1867 yılından itibaren "Valiler" tarafından yönetilmeye başlar. Bu yeni durum, Bursa'nın kent gelişimine olumlu katkıda bulunmuştur. Ahmet Vefik Paşa, Sait Paşa gibi dönemin ünlü şahsiyetleri Bursa'yı yönetmiştir. 1918 yılında ayrı bir vilayet merkezi haline gelen Bursa, 1923 yılında il merkezi olmuştur.
Bugün Bursa'ya 17 ilçe bağlıdır. Bunlardan Osmangazi, Nilüfer, Yıldırım, Gemlik, Mudanya, Gürsu ve Kestel ilçeleri merkez ilçedir. Diğer ilçeler ise şunlardır: İnegöl, Orhangazi, İznik, M. Kemalpaşa, Karacabey, Yenişehir, Kestel, Orhaneli, Harmancık ve Büyükorhan.
Çardak'tan Büyükşehir'e Bursa belediyesi
Osmanlı'nın kent yönetimine ilişkin çıkardığı ilk yasalardan biri "Bursa Belediye/İhtisab Yasası"dır.
Kadılar, kazaların/ilçelerin yöneticileriydi. Kadılar, yargıç görevini sürdürmelerinin yanı sıra, idari yöneticilik de yaparlardı. O devrin bir bakıma belediye başkanı idiler. Kadılar, doğal olarak bu görevi yalnız başlarına yapamazlardı. Kadıların; "kapı naipleri" ile "ayak naipleri" adı verilen yardımcıları bulunurdu ki, bunların işlevi bir anlamda günümüzdeki zabıtayla eşdeğerdi. Daha sonra Bursa'da, kadıların yanında bir de muhtesip adı verilen görevliler atanmaya başlandı. Bu görevliler, kadı gibi kentin yönetiminde yetkiliydi. Ancak bunların görev ve yetkileri sadece beldenin düzeniyle sınırlıydı. Bu konuda adeta kadının icra organı görevini taşırlardı. Bu görevliler, "ihtisab emini" veya "ağası" olarak da anılmaktaydı.
Subaşı ise kentin güvenliğinden sorumlu bir görevli idi. Bugünkü görevi, emniyet müdürünü çağrıştırır. Güvenlik görevine ek olarak subaşılar, bozulmuş kaldırımların tamiri gibi bugünkü belediyenin görevlerinin bazılarını da yapmaktaydı. Aslında bu iki görevi, iki ayrı subaşı yapmaktaydı. Şehir subaşısı emniyet göreviyle yüklenmişken, mezbele subaşısı beldenin imarına ilişkin görevleri üstlenmekteydi.
Önceleri Ulucami'nin doğusunda bir İhtisab/Belediye "çardağı" vardı.
Mülki ve idari yönetimin başında bulunan kadıların bu görevi, 1839 Tanzimat döneminde sona erdi. Güçlü yetkilerle valiler atanmaya başlandı.
Türkiye'de asıl belediye örgütü 28 Aralık 1857 tarihinde nizamname ile İstanbul'da kurulmuştu. 1867 yılında ise belediye yasası çıkarıldı. Daha sonra Bursa'nın da içinde bulunduğu üç ilde Belediye kuruldu.
18 Haziran 1987 tarihinde çıkarılan 3391 sayılı yasa ile Bursa Büyükşehir statüsüne girip Bursa Ovası'nda bulunan birçok köy Belediye sınırları içine alındı. Kent merkezi de Yıldırım, Osmangazi ve Nilüfer olarak üç merkez ilçeye ayrıldı.
2005 yılında çıkarılan 5216 sayılı Büyükşehir Belediye Yasası ile Büyükşehir sınırları genişletilmiş; Gemlik, Mudanya, Kestel ve Gürsu ilçeleri de merkez ilçe olmuş, 18 ilk kademe Belediyesi de Bursa Büyükşehir Belediyesine bağlanmıştır. Bugün kent merkezinde toplam 165 mahalle bulunmaktadır. Tüm ildeki köy sayısı ise 688'dir.
Bursa Büyükşehir Belediye başkanları şunlardır:
Ekrem BARIŞIK (1982-1989)
Teoman ÖZALP (1989-1994)
Erdem SAKER (1994-1999)
Erdoğan BİLENSER (1999-2004)
Hikmet ŞAHİN (2004-2009)
Recep ALTEPE (2009-)
Avrupa Yolunda Kentleşen Bursa
Modern Bursa'ya adım adım
1801'deki büyük yangının hemen arkasından gelen 1855 depremiyle sarsılan Bursa'da, adeta yeniden şehirleşme gereği duyulmuştur. Bu yıkıcı felaketler, bir anlamda, Bursa'da modern şehirciliğin uygulanabilmesi için ortam yaratarak, yöneticilerin işini kolaylaştırmıştır. Anadolu'da çağdaş kent yönetiminin ilk kez Bursa'da uygulandığını söyleyebiliriz.
Balkan'larda Tuna Valisi Mithat Paşa'dan sonra Bursa'ya sürülen Ahmet Vefik Paşa, Bursa'nın geleneksel mahalleyi temel alan kent dokusunu değiştirmiştir. Çıkmaz sokaklar ile birbirinden bağımsız olan mahalleleri birbirlerine bağlamak için çok önemli çabalar harcamıştır. 1855 depremi ile kentin üçte ikisinin yıkılmış olması, Vefik Paşa'nın bu tür girişimlerini kolaylaştırmıştı. Bursa'daki en önemli imar hareketi de, bu dönemde yapılmıştır. Vefik Paşa, Bursa'da ilk kez tiyatro binası ile modern hastaneyi açmıştır. Hükümet Konağı önünden başlayıp Balıkpazarı, İtfaiye Garajı ve Altıparmak yönüne giden cadde ile Çekirge - Hamzabey - Kaplıcakapı - Zindankapı - Işıklar yolu da, Vefik Paşa döneminde açılmıştır.
1889-1891 yılları arasında Bursa valisi olan Mahmut Celalettin Paşa, Hükümet Konağı karşısından başlayıp ovaya ve oradan da İnegöl'e doğru bir cadde açmaya çalışmıştı. Bu caddeye Yeniyol adı verildi. Celalettin Paşa'nın döneminde, bugünkü sebze halinden, Acemler'e doğru giden yolu açtığı bilinmektedir. 1871-1878 yıllarında ise, Hastane/Tophane Caddesi açılmıştı.
1903-1906 yılları arasında Bursa Valiliği yapan Reşit Mümtaz Paşa da, Maksem'den ovaya doğru Mecidiye/Maksem Caddesini ve ona dik olarak İtfaiye Alanı'ndan Atpazarı Hamamı'na giden Hamidiye/Cumhuriyet Caddesini açtırmıştı. Uludağ yolunu da bu vali açtırmıştı. 1905 yılında, Hamidiye Caddesi, Tahıl Pazarı'ndan Tatarlar'a kadarki bölümü tamamlanarak hizmete açılmıştır.
1910 yılında Gökdere suyu ihalesi Mösyö Lakrovane'ye verilmişti. 1915 yılında şehrin su ihtiyaçlarını belirlemek üzere Bonmezon adlı bir Fransız mühendis getirilmişti. 1918 yılında, Bursa'da şehir içinde 6.000 konutun abone olduğu anlaşılmaktadır. 1926 yılında Bursa'da özel şahıslara ait 13.015 ev vardı. Bunlardan sadece 15'i kâgir, diğerlerinden 200'ü yarım kâgir, 12.800'ü ise kerpiçti.
Bursa'da kentleşme süreci
Asya ile Avrupa, Doğu ile Batı uygarlığı arasında köprü görevi gören bir coğrafyada konumlanan Bursa; önemli geçiş yollarında bir ticaret kenti, Osmanlı İmparatorluğunun ilk başkenti olması sebebiyle tarihi bir kent, Türkiye'nin otomotiv ve tekstil sanayinin merkezi olması nedeniyle endüstri kenti, 20 km. uzaklıktaki sahilleri ve kış sporlarıyla bir turizm kenti, verimli topraklarıyla bir tarım kenti, kültürel avantajlarıyla bir sanat kenti olarak tarihin her döneminde ilgi odağı olarak hızla kentleşen, kalkınan şehirlerimizin arasında yer almıştır.
Bulunduğu konum ve sahip olduğu potansiyeller nedeniyle 1960 sonrasında sanayileşme sürecine girilmesi, Bursa'nın kentsel gelişiminin önemli ölçüde değişmesine neden olmuştur.
Hızlı sanayileşme, göç ve nüfus artışı beraberinde çevre kirliliği, kaçak yapılaşma, işsizlik, suç oranının artması gibi dünyanın büyük metropollerine özgü birçok kentsel sorun doğurmuştur. Hızlı kentleşme ve sanayileşme ile birlikte ortaya çıkan kaçak yapılaşma Bursa Ovası'nı tehdit etmeye başlamış, ruhsatsız konut ve sanayi alanları ovaya yayılmıştır.
Bu sorunlarla mücadele etmek için 90'larda başlayan bir hareketle yerel, ulusal ve uluslararası kaynaklardan yararlanarak içme suyu, kanalizasyon, ulaşım, eğitim, çevre kirliliği, güvenlik, sağlık ve istihdam gibi konularda önemli adımlar atılmaya başlanmış, dönüşüm ve sağlıklaştırma amacıyla birçok proje hayata geçirilmeye başlanmıştır. Sivil toplum örgütleri, özel sektör, üniversite ve vatandaşların giderek artan duyarlığına cevap verebilmek için yeni parklar, binalar, kültür merkezleri, çevresel yatırımlar ve kentsel düzenlemeler yapılmıştır. Ve 2000'lerde Bursa, gelişen kentleşme sürecinde bir değişim sürecine girmiştir.
Planlı Kentleşme Yolunda Atılan Adımlar
Bursa'nın kentsel yapısını, Osmanlı Sultanlarının yaptırdığı "külliyeler" belirlemiştir. Külliyeler, kentin dört bir tarafına dengeli bir biçimde, olasılıkla planlanarak yapılmıştır. Bunun altında, kentte yaşayanların külliyelerden eşit oranda yararlanması düşüncesi olduğu kadar, daha çok yapılan eserlerin görkemini yüceltmeye yönelik bir niyet de yatmaktadır.
Bursa'nın ilk kent planlarının Cumhuriyet döneminde yapıldığını görüyoruz. Gerçi Ahmet Vefik Paşa döneminde, 1855 depreminin yarattığı yıkıntılar fırsat bilinerek, kentin eski planlarında önemli değişiklikler yapılmıştı. Mesela, Bursa'daki çıkmaz sokakların çoğu bu dönemde açıldı. 93 Göçmenleri de, planlı mahalleler kurularak yerleştirildi. İntizam, Rusçuk ve Çırpan Mahalleleri, bu dönemde Bursa'da kurulmuş ilk planlı mahallelerdir.
Bursa kentinin modern anlamda ilk planlama çalışması ise 1924 yılında, Alman Karl Lörcher tarafından ya¬pılmıştır. 1912'de elde edilen halihazır harita üzerine bahçeli konutların etkisi al¬tında, varolan dokuyu tamamen yok saya¬rak hazırlanmış olan bu plan uygulanmamıştı. Bu nedenle, İstanbul'u planlamakta olan Henry Prost'a yeni bir plan yaptırılma gereği duyulmuş, böylece 1940 yılında Prost Planı ortaya çıkmıştır. Prost planı, bir yandan kentin yollarını motorlu araçlara uygun hale getirmeyi amaçlıyor, diğer yandan da Bursa ovasını bir ölçüde yerleşime açıyordu. Prost Planında, Gemlik yolu üzerinde bir bölümün sanayiye ayrılması öngörülmüştü. Darmstad, Gazcılar, Fo¬mara ve Atatürk Caddeleri bu plan karar¬larına göre açılmıştır.
1958 yılındaki büyük Kapalıçarşı yangını, kentin yeniden planlanmasını gerektirdi. 1960 yılında İtalyan Luigi Piccinato danışmanlığında "Bursa Nazım Planı" hazırlandı. Piccinato Planı, kuzeyde ova kenarında yeni bir eksen oluşturarak kentin gelişmesini yeniden doğu-batı eksenine oturtmaya çalışıyordu. Kentin, Ankara-Bursa-Mudanya yolu üzerinde doğrusal bir biçimde gelişme¬si önerilmişti. İlk kaçak yapılanmalar bu dönemde görülmeye başladı.
1976 yılında Demirtaş, Kestel, Gürsu, Gö¬rükle, Çalı, Kayapa, Hasanağa ve Akçalar Belediyesini de içine alan yeni bir Nazım Plan hazırlandı. 1976 Planı'nda Bursa'ya, 1980 yılı için üç-üç buçuk katı bir büyüme öngörürken ovanın, olabildiğince korunması amaçlamıştı. Nitekim 1977 yılında "Ova Koruma Proto¬kolü'' hazırlanarak, Bursa Ovası'nın koruna¬cak kesimleri belirlenmiştir. Ancak bu proto¬kol, gerek kaçak yapılar, gerek¬se sanayi kuruluşlarının ovaya yayılmasını maalesef önleyemedi.
1976 yılı 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı'na göre; Ankara-İzmir karayolu biraz kuzeye alınmış, yeni karayolu, kentin kuzey yönünde ge¬lişmesinin sınırı olmuştu. İlk Organize Sanayi Bölgesi'nin Bursa'da düşü¬nülmesi, Bursa'nın ülke içindeki önemini arttır¬mış, nüfus ve kentsel gelişimi oldukça hızlandırmıştır.
Hızla büyüyen Bursa'nın kentsel gelişimini şekillendirebilmek için 1995 yılında çalışmaları başlatılan Bursa İli 2020 yılı Çevre Düzeni Strateji Planı 1998 yılında onaylanmıştır. Kentteki bütün karar vericilerin katılımıyla hazırlanan plan, Bursa'nın anayasası olarak kabul görmüştür. Bu planın hedefi; 2020 yılına kadar sürdürülebilir, yaşanabilir bir çevre yaratılması, Bursa'nın tarihsel kimliğinin korunması doğrultusunda, Bursa'nın sektörel gelişme hedeflerini, planlama ilkelerini belirleyerek, bu ilkeler doğrultusunda sağlıklı gelişmesini ve büyümesini sağlamaktır.
1/100.000 ölçekli Strateji Planı, Türkiye'nin ilk örneklerinden olup sağlıklı şehir planlaması üzerine bir model olarak gösterilmektedir. 2005 yılı itibariyle de 1/100.000'lik Çevre Düzeni Strateji Planı'na uygun olarak 1/25.000 ölçekli Nazım İmar Planları çalışmaları sürmektedir.
Tarla yolundan metroya
Bursa, 2,5 milyona yaklaşan nüfusu, gelişmiş sanayisi ve tarihsel mirasın getirdiği kültürel kimliğiyle Türkiye'nin en önemli kentlerinden biridir. Tarihi kent merkezi, ticari aktivitelerini sürdürmekte olup günümüzde de bu özelliğini korumuştur.
Büyük ölçüde tek merkezli bir kent olması, ulaşım talebini merkezde toplamaktadır. Kent, güneyde Uludağ, kuzeyde ise yeşil kuşağın korunmasına yönelik endişeler nedeniyle sınırlandığından doğu-batı doğrultusunda yayılma göstermektedir. Kentte yeni cazibe merkezlerinin geliştirilmesiyle ulaşımın bir merkezde toplanması önlenmiş olacaktır. Amaç, tüm ana merkezleri birbirine bağlayan yüksek kalitede bir ulaşım hizmetinin sağlanmasıdır.
Bursa, nüfusun hızla büyüdüğü ve trafiğin süratle artmakta olduğu bir kenttir. Kentin gelişimi dikkate alındığında, trafik tıkanıklığı açısından kritik bir noktaya yaklaşılmaktadır. Araştırmalar, Bursa kent merkezi içinde trafik akımlarının yılda ortalama % 11 dolayında arttığını ortaya koymaktadır. Bu tablo trafik hızının 6 yıl içinde ikiye katlanacağına işaret etmektedir. Bu yüzden kent içinde iyi bir ulaşım sisteminin kurulması gerekmektedir. Kentte araba sahipliliği hızla artmaktadır; 2003 yılında bin kişiye 93 araba düşmektedir. Bu da hane halklarının % 40'ının araba sahibi olması anlamına gelmektedir.
Bursa'da kentsel ulaşım için benimsenen stratejinin genel amacı, "araçların değil insanların bir yerden bir yere ulaştırılmasına" öncelik tanıyan ve yolcuların gereksinimlerine yanıt veren "entegre bir ulaşım sistemi" yaratmak şeklindedir.
Bu strateji doğrultusunda Bursa'da kent içi ulaşımda yaşanan sorunlara çözüm getirmek amacıyla Bursa Büyükşehir Belediyesi tarafından "Bursa Hafif Raylı Sistem (BHRS) Projesi" hayata geçirilmiş, kentin batı-doğu ve kuzey hatlarının da tamamlanması hedeflenmektedir.
Ayrıca Toplu Taşım Entegrasyon Projeleri, kavşak projeleri, yeni yol arterleri geliştirme ve sağlıklaştırma çalışmaları ile Bursa kent içi ulaşımı modern ve sağlıklı bir hale getirilmeye çalışılmaktadır.
İzmir-İstanbul Otobanı'nın tamamlanması; Bursa turizminin gelişmesine katkı sağlayacak Teleferik Projesi; şehirlerarası ulaşımı desteklemek amacıyla yürütülen Güzelyalı-İstanbul feribot seferleri Bursa ulaşımına çağ atlatacaktır.
Bursa'da yol ağı; Karayolları 14. Bölge Müdürlüğünün sorumluluğundaki 49 kilometrelik devlet yolu, Büyükşehir Belediyesinin sorumluluğundaki yaklaşık 12 kilometrelik yakın çevre yolları ile yaklaşık 320 km. uzunluğundaki ana arter ve yine yüzlerce kilometre uzunluktaki yerel yollardan oluşmaktadır. Yolların % 80'i kentsel yol niteliğindedir. Son yıllarda alınan plan kararlarında kentin doğrusal bir şekilde doğu-batı doğrultusunda gelişmesi öngörüldüğünden, kentin gelişme alanlarına da ulaşım talebi doğmuştur.
2003 yılında, günde ortalama 140 bin kişi Bursa-Ray ile, 49.214 kişi Belediye otobüsleriyle (120 oto), 119.500 yolcu özel halk otobüsleriyle (355 oto) ve 82.500 yolcu minibüslerle (610 oto) taşınmıştır. "Bursa-Ray", 2003 yılında Avrupa'da toplu taşıma dalında üçüncülük ödülü almıştır.
Hedef "Sağlıklı Kent" Oluşturmak...
Bursa'nın şimdiki hedefi sağlıklı bir kent olabilmek ve sağlıklı kentleşme sürecini hızlandırmaktır. Kentlerde yaşayan vatandaşların fiziksel, sosyal, ekonomik, çevresel, kültürel ve politik düzeyleri yerel yönetimler için giderek daha fazla önem kazanmaya başlamıştır.
Kentleşmenin ve şehir yapısının kalitesi, insan sağlığı ve sıhhati için temel oluşturmaktadır. Bursa'daki birçok sorun; fakirlik, eşitsizlik, kirlilik, işsizlik, işe/mallara ve hizmetlere erişim zorlukları, ulaşım, toplumsal bağlılığın zayıflaması, konut ve diğer alanlardaki düşük kaliteyle ilişkilidir. Şehir planlamasının sosyal, fiziksel ve ekonomik çevre ile şehirlerin işleyiş şekillerinde etkileri bulunmaktadır. Bu nedenle, kentleşmenin beraberinde getirdiği problemlere çözüm bularak sağlık ve hayat kalitesini arttırma noktasında Bursa Büyükşehir Belediyesi sağlıklı kentleşme için şehir planlamasına önem vererek büyük bir çaba sarf etmektedir.
Bu anlamda; modern ve sağlıklı bir kent oluşturma yolunda yürürken, tüm vatandaşların yeme-içme, barınma, iş, sağlık, ulaşım, eşitlik ve güvenlik gibi ihtiyaçlarının karşılanmasını, yaşam alanlarının en iyi seviyeye yükseltilmesini ve sürdürülebilir kalkınma ilkeleri doğrultusunda herkes için kaliteli bir yaşamı hedefleyen "Sağlıklı Şehirler Projesi", Bursa için büyük önem taşımaktadır.
Özellikle Sağlıklı Şehirler Projesi ve Yerel Gündem 21'in hayata geçirilmesi ile kent, tüm yerel katılımcılar ve paydaşları karar verme mekanizmalarına katılma; eşgüdüm ve koordinasyon içinde çalışma sürecine girmiştir. En dar çerçeveden kent ölçeğine kadar Bursa ve çevresinin, kabul edilebilir bir sağlık düzeyine ulaşması ve herkes için kaliteli bir yaşamı hedefleyen ve en önemlisi geçmişine sahip çıkan ve yeniliklere açık bir yönetim anlayışıyla; her yönden öncü, önde ve örnek bir şehir oluşturma yolunda gerçekleştirilen bütün çalışmalar, Dünya Sağlık Örgütü'nün yol göstericiliği ve desteğiyle daha da hız kazanmış ve Bursa'yı IV. dönem üyeliğine kadar taşımıştır. Bu yolda, Türkiye'de de "Sağlıklı Şehir" hareketinin gelişimi ve benimsenmesi için Bursa'nın öncülüğünde "Türkiye Sağlıklı Kentler Birliği" kurulmuş, böylece yeni bir yerel yönetim ve kentleşme anlayışı başlatılmıştır.
Bursa için hedeflenen; sağlıklı, çağdaş, sürdürülebilir, güzel, daha yeşil, tarihi ve geleneksel değerlerini daha iyi koruyan bir kenttir. Bu amaç doğrultusunda; sağlık, sosyal hayat, çevre, turizm-kültür-sanat, ulaşım ve planlama sektörlerini kapsayan, Bursa'daki şehir sağlık düzeyini arttıran proje ve programlar Büyükşehir Belediyesi tarafından yürütülmeye devam etmektedir. Bu projelerle Bursa, herkesin yaşamaktan mutluluk duyacağı bir şehir haline gelecektir.
Çağdaş Bursa
Türkiye ekonomisinin lokomotif kentlerinden olan Bursa, ülke ekonomisine önemli katma değer sağlayan, gelişmişlik sıralamasında önde yer alan bir kenttir. Geniş bulvarları ve caddeleriyle, on bini aşkın sokağıyla, çok sayıda park-bahçesiyle, yüzlerce okulu ve hastanesiyle, binlerce konut ve işyeriyle, tarihi kimliğini oluşturan camileri, medreseleri, türbeleri, çeşmeleri, kaplıcaları, kapalı çarşısı ve hanlarıyla, onlarca kültürel mekanı ve spor tesisiyle, BURSA-RAY kitle ulaşım sistemiyle, BUTTİM (Uluslararası Tekstil Ticareti Merkezi) ve çağdaş otogarıyla ve kenti kuşatan fabrikalarıyla Bursa, bir kentten çok bir ülke görünümündedir.
Bursa'daki gelişme her alanda aralıksız sürmektedir. Ancak bu hızlı gelişme, yoğun yapılaşma, yetersiz altyapı, kanalizasyon ve ulaşım gibi sorunları da beraberinde getirmiştir. Kentsel sorunlar arasında önemli bir yer tutan ulaşıma çözüm bulmak amacıyla, 19 Ağustos 2002'de çağdaş bir ulaşım aracı olan ve 2003 yılında Avrupa'da toplu taşıma dalında ödül alan "Bursa-Ray" hizmete girmiştir. Bursa'nın ana arterlerinde alt geçitler yapılmaktadır. Bursa Büyükşehir Belediyesi'nin aldığı ulusal ve uluslararası ödüller de, Bursa'nın "çağdaş kent" olma yolunda emin adımlarla ilerlediğini göstermektedir.
Avrupa şehri Bursa
Bursa'nın öncülüğünü yaptığı "Türkiye Tarihi Kentler Birliği"nin kuruluşu, "Avrupa Tarihi Kentler Birliği" üyeliği için atılan ilk adım olmuştur.
Bursa Büyükşehir Belediyesi, Dünya Sağlık Örgütü (WHO) Sağlıklı Şehirler Ağı'na III. Faz (1998-2002) 2000 yılında Türkiye'den kabul edilen ilk üye şehir olmuştur.
WHO Avrupa Sağlıklı Şehirler Ağı, kent sağlığı ile ilgili aktiviteleri bütünleştirip sağlığı etkileyen sektörleri bağlantılı duruma getirmek; kent sağlığını ve kişisel sağlığı geliştirmek için yapılmakta ve yapılacak olan tüm çalışmaları birleştirmeyi amaçlamaktadır. Bu doğrultuda yürütülen "Sağlıklı Şehir Projesi", kentte yaşayan ve çalışan insanların fiziki, psikolojik ve çevresel refahlarını geliştirmeyi hedefleyen uzun dönemli bir kalkınma projesidir.
Dünyadaki 6 WHO Bölge Ofisi'nde, 66 ülkede, 220 Dünya kentinde ve 55 Avrupa kentinde devam eden ve gelişen "Sağlıklı Kentler" hareketinin Türkiye'de gelişebilmesi, benimsenmesi, uygulanabilmesi için resmi bir düzenlemeye ihtiyaç duyulmuş ve bu gereklilikten hareketle Bursa Büyükşehir Belediyesi, konuya önem veren kentleri bir araya getirerek "Türkiye Sağlıklı Kentler Birliği"ni kurmuştur.
Bursa'daki modern, planlı ve sağlıklı kentleşme her alanda aralıksız sürmektedir.
Kültür Şehri Bursa
Kültürel Mekânlar
‘Bursa'nın orta yeri tiyatro'
İstanbul dışında ilk tiyatro Ahmet Vefik Paşa tarafından Bursa'da kurulmuştur. Bu tiyatro, 1880'de perdelerini açmıştır. Bursa Tiyatrosu, Ahmet Vefik Paşa'nın valilikten ayrılmasından sonra uzun süre çalışmalarına ara vermiştir. Bursa'da tiyatro çalışmaları bir süre, 1932'de THK'nca yaptırılan Tayyare Sineması'nda, izleyen yıllarda da 1938'de Halkevi olarak inşa edilen bugünkü Ahmet Vefik Paşa Devlet Tiyatrosu binasında sürdürülmüştür. Devlet Tiyatrosu, Halkevlerinin 1952 yılında kapanmasıyla, 1957'de Ahmet Vefik Paşa Devlet Tiyatrosu olarak yeniden açılmıştır. 492 kişilik büyük, bir de Oda Tiyatrosu adıyla küçük salonu vardır. AVP Devlet Tiyatrosu dışında, şehir tiyatrolarıyla özel tiyatrolar da etkinliklerini sürdürmektedir.
Açık Hava Tiyatrosu, Kültürpark'ın kuzeyindedir. 1980'li yılların başlarında yapılmıştır. Uluslararası Bursa Festivali kapsamındaki etkinliklerin topluca gerçekleştirilmesi için yapımı çok kısa bir zamanda tamamlanmıştır. Sahneyi örten çelik yapılı çatı, sonradan yapılmıştır. 3.500'ü koltuklu, 1.500'ü ayakta 5.000 kişi kapasitelidir.
Kütüphaneler
Bursa, köklü tarihi kimliği nedeniyle kütüphane bakımından da zengin bir kenttir. İpekçilik Caddesi'ndeki İl Halk Kütüphanesi yanında, 1998 yılında hizmete açılan Bursa Büyükşehir Belediyesi Kütüphanesi hizmet vermektedir. Osmanlı dönemine ait Osmanlıca eserlerin korunduğu İnebey Yazma ve Eski Basma Eserler Kütüphanesi'nde 25.665 adet kitap bulunmaktadır.
Bursa'daki diğer kütüphanelerden bazıları şunlardır: Çekirge Çocuk Kütüphanesi, Hürriyet Halk ve Çocuk Kütüphanesi, Nilüfer Halk Kütüphanesi, Mehmet Ali Deniz Halk Kütüphanesi, Mehmet Ali Deniz Kültür Vakfı Bursa Araştırma Kütüphanesi, Halil Bedii Yönetken Müzik Kütüphanesi ve Uludağ Üniversitesi Merkez Kütüphanesi.
Bursa merkezde İl Halk Kütüphanesi'nde 52.653 kitap ile 2002 yılında 70.499 okuyucuya hizmet verilmiştir. Kent merkezinde bulunan Bursa Büyükşehir Belediyesi'ne bağlı Şehir Kütüphanesi tiyatro ve sergi salonları çocuk okuma solanları, konferans salonu periyodik olarak düzenlenen sanat etkinlikleri ve çağımıza uygun modern işleyişi ile okuyucuya hizmet vermektedir. Kültür ve Turizm Bakanlığı'na bağlı merkezde dört çocuk kütüphanesi, iki merkez ilçede olmak üzere 13 ilçe kütüphanesi ile toplam 15 kütüphane bulunmaktadır.
Müzeler
Bursa Kent Müzesi
7000 yıllık geleneksel Anadolu ve Osmanlı kültürünün oluşumu ve gelişimi sürecinde öncü kent kimliğini taşıyan Bursa'da, kentlinin ve kenti ziyaret eden turistlerin tüm bu birikimi görerek ve hatta yaşayarak öğrenebileceği Kent Müzesi, 14 Şubat 2004 tarihinde ziyarete açılmıştır.
Kent Müzesi'nde; Bursa kentinin tarihi, coğrafi, kültürel, sosyal, ekonomik, ticari ve turistik yapısına ilişkin bilgi ve belgeler görsel sunum, obje ve animasyonlarla tanıtılmaktadır. Müzenin bodrum katında yer alan ‘Tarihi Esnaf Sokağı'nda; Bursa'nın geleneksel ticaret hayatı özgün dekor ve canlandırmalarla tanıtılmaktadır. Giriş katında kentin tarihi gelişimi, birinci katta ise Bursa'nın özellikleri ve değerleri tematik olarak anlatılmaktadır. Bursa Kent Müzesi, kentin tam merkezinde bulunan Atatürk heykelinin arkasındadır.
Uluumay Osmanlı Halk Kıyafetleri ve Takıları Müzesi
Muradiye semtindeki Ahmetpaşa Medresesi'nde, 18 Eylül 2004 tarihinde açılan müzede, ülkemizde örneği olmayan Esat Ulumay'a ait Osmanlı giysileri ve takıları sergilenmektedir. Ülkemizin çeşitli yörelerindeki 79 takım giysi ile 400 parça etnografik takı teşhir edilmektedir. Bursa'nın ilk özel etnografya müzesinde zaman zaman, Esat Uluumay'ın sergileme imkanı bulamadığı çorap, fotoğraf veya bakır eşyalardan oluşan farklı koleksiyonlar da sergilenmektedir.
Arkeoloji Müzesi
Kültürpark'ta çağdaş bir yapıda hizmet veren müze, 3.500 m2'lik bir alanı kaplamaktadır. Yapıda dört sergi salonu, galeriler ve bahçenin yanı sıra depo, fotoğraf odası ve kitaplık bulunmaktadır. Müzenin başlıca bölümleri şunlardır: Sanat Galerisi, Seramik-Cam ve Madeni Eserler Salonu, Sikke ve Prehistorik Eserler Salonu ile Taş Eserler Salonu. Müzede, M.Ö. 3. bin yıldan Bizans Dönemi sonlarına kadar, Bitinya ve Misya bölgesinde bulunan eserler sergilenmektedir.
Atatürk Müzesi
Çelik Palas Oteli'nin bahçesinde, 19. yüzyıl sonlarında yapıldığı sanılan, çatı katıyla birlikte üç katlı kâgir bir köşktür. Bursa'yı ikinci ziyareti sırasında, satın alınarak Atatürk'e armağan edilmiştir. Atatürk de binayı 1938'de Belediye'ye armağan etmiştir. Köşk, Cumhuriyet'in 50. yılında, (29 Ekim 1973)'te Atatürk Müzesi olarak açılmıştır. Bursa'daki sivil mimarinin en güzel örneklerindendir. Salon ve odaları, Atatürk'ün kullandığı eşyalarla birlikte sergilenmektedir.
Tofaş Anadolu Arabaları Müzesi
Büyükşehir Belediyesi tarafından kazandırılan, 30.000 m2'lik metrekarelik terkedilmiş bir ipek işleme fabrikasında açılan Tofaş Anadolu Arabaları Müzesi, Türkiye'de ilk ve tektir. Müze'de, Anadolu'da kullanılmış eski arabalar sergilenmektedir. Bursa'daki Araba Müzesi'nde; çift beygirli Bursa At arabasından, günümüz çağdaş otomobillerine geçişin hikayesi anlatılmaktadır. 2002 yılında açılan müzede Bursa'da bir mezrada bulunan 2 bin 600 yıllık bir savaş arabası da sergileniyor.
Yaşayan müze; Hüsnü Züber Evi
Muradiye semtinde Devlet Misafirhanesi ve daha sonraları Rus Konsolosluğu olarak hizmet veren 19. Yüzyıl Osmanlı evi, Hüsnü Züber tarafından restore edilerek 1992'de turizme açılmıştır. Müzede sanatçı Hüsnü Züber'in yakma-dağlama koleksiyonu da sergilenmektedir.
17. Yüzyıl Osmanlı Evi Müzesi
Muradiye semtinde II. Murat külliyesinin karşısında bulunan ahşap evin yerinde evvelce Sultan II. Murat'ın bir köşkü olduğu sanılmaktadır. Bugünkü ev plan ve süslemeleri bakımından 17. yüzyıl özelliklerini taşımakta olup Bursa'da halen ayakta kalan en eski evlerden bir tanesi ve en güzel olanıdır. Bahçeye açılan eyvanlı bir sofa ve iki odadan oluşan planda alt kat odaları alçak tavanlı kışlık odalardır. Üst katta baş oda diye adlandırılan odada kalem işi bitki ve çiçek motifleriyle dekorlu şahane ahşap dolap, geometrik dekorlu ahşap tavan ve altıgen tavan göbeği zarif görünüşleri ile 17. yüzyıl süslemelerinin güzel ve karakteristik özelliklerini göstermektedir.
Türk-İslam Eserleri Müzesi (Yeşil Medrese)
Önceleri Arkeoloji Müzesi yapıtlarının sergilendiği Yeşil Medrese 1972'de yeniden düzenlenerek 1975 yılından itibaren Türk-İslam Eserleri Müzesi olarak hizmete girmiştir. Binada 12. yüzyıldan 20. yüzyıla uzanan maden, keramik, ahşap, işleme, silah, el yazması kitaplar, İslami sikke, İslami kitabeler ve mezar taşları ile etnografik malzeme teşhir edilmektedir. Medresenin çini süslemeleri cami ve türbeye göre daha azdır. Kapı girişi üstündeki tonoz, batı yan eyvanının tavanı ve dış cephede pencere alınlıkları medresenin çini süslemeli yerleridir.
Ormancılık Müzesi
Türkiye'nin ilk ve tek Ormancılık müzesidir. Çekirge caddesi üzerinde Saatçi Köşkü olarak bilinen yapıda 1989'da açılan müzede hayvan ve bitki fosilleri, haberleşme ve orman mühendisliği aygıtları, harita ve fotoğraflar, Ormancılık tarihi ile ilgili belgeler başta olmak üzere 2 bin kadar eser sergilenmektedir.
Hünkâr Köşkü
Temenyeri semtinde, Uludağ yamacında bulunan köşk, 1844 yılında Sultan Abdülmecit için yaptırılmıştır. Bu zarif yapı, iki katlı olup içi ve dışı çok süslüdür. Bu köşk 19 gün gibi kısa bir sürede ve Fransız ampir üslubunda yapılmıştır. 1859 yılında Bursa'ya gelen Sultan Abdülaziz, 1909 yılında gelen Sultan V. Mehmet Reşat bu köşkte kalmıştır. Kurtuluş Savaşı'nın hemen sonunda Atatürk de köşkte konaklamıştır. 1947 yılında Bursa Belediyesi'nin mülkiyetine giren köşk, daha sonra TBMM'nin mülkiyetine geçmiştir. Daha sonra yine Büyükşehir Belediyesi'nin kullanımına geçen köşk, restore edilip 29 Mayıs 2003 tarihinde ziyarete açılmıştır.
Mudanya Mütareke Evi Müzesi
11 Ekim 1922 tarihinde TBMM hükümeti ile İhtilaf Devletleri arasında Türk-Yunan savaşına son veren ateşkes anlaşmasının imzalandığı yerdir. Mudanya sahil yolu üzerinde yer alan 19. yüzyıl başlarına ait Art Nouveo üsluplu yalı, 1937 yılından beri müze olarak kullanılmaktadır. Müzede Kurtuluş Savaşı ve mütarekeye ait çeşitli doküman, belge ve malzemeler ile döneme ait eşyalar sergilenmektedir.
Etkinlikler, Festivaller
Klasikleşmiş bir sanat etkinliği; Bursa Festivali
Doğal güzelliği ve tenhalığıyla bilinen Yağcılar Pınarı Mevkii'nin 1954 yılında park olarak düzenlenmesiyle başlayan Bursa Fuarı, 1962 yılından itibaren Bursa Festivali olarak düzenlenmeye başlandı. Festivalin bugünkü içeriğine dönüşmesi, 1982 yılında alınan bir kararla gerçekleşmiştir. Bu karar, Bursa Festivali'nin bir kültür festivaline dönüştürülmesini öngörüyordu. 1983 yılına kadar stadyumda yapılan festivaller, o yıl Kültürpark'taki Açık Hava Tiyatrosu'nun hizmete açılmasıyla yeni mekânında yapılmaya başlandı.
Festivalin gerçek anlamda bir sanat ve kültür programı olarak uygulanması ancak 1989 yılından sonra gerçekleşmiş; opera, bale, müzik, caz ve tiyatro gibi sanatsal etkinlikler, festival kapsamına alınmıştır. 1994 yılından sonra, bu etkinlikler bir dizi farklı festivale ayrılarak bütün bir yıla yayılmış; Tiyatro, Avrupa Film Festivali, Sinema Günleri, Kukla ve Gölge Oyunu, Kurtuluş Şenlikleri, Fetih Günleri, Fotoğraf Günleri ve Edebiyat Günleri düzenlenmeye başlanmıştır. Tayyare Kültür Merkezi de, bu dönemde açılarak önemli bir kültür merkezi olmuştur. 44 yıldan beri düzenlenen Bursa Festivali, dünyanın sayılı prestijli halk dansları ve etnik müzik festivali kimliğine bürünmüştür.
Türkiye'nin en prestijli halk dansları yarışması; Altın Karagöz
Bursa'nın uluslararası düzeyde düzenlediği bir festivaldir. İlki 1962'de, Bursa Festivali ve Atçılık Bayramı adıyla düzenlenmiştir. İkinci yılında temmuz ayında gerçekleştirilen festivale; ilk yıl yalnızca İsrail'den, ikinci yıl ise Almanya ve İsrail'den gruplar katıldı. 1987'de, ağırlık halk danslarına kaydırılarak festivalin adı Altın Karagöz Halk Dansları Yarışması olarak değiştirildi. 2005 yılında 19.'su gerçekleştirilen yarışma başta Açık Hava Tiyatrosu olmak üzere 15 ayrı sahnede düzenlenmektedir.
Sanat müziğinden senfoniye Bursa'da müzik kültürü
Bursa'da Senfoni Orkestrası her yıl 30 konser haftası düzenlemekte ve bu programları yaklaşık 18 bin kişi izlemektedir. Yine Kültür ve Turizm Bakanlığına bağlı olarak çalışan Devlet Klasik Türk Müziği Korosu kadrosunda 39 sanatçı ile çalışmalarını sürdürmektedir. Her yıl yaklaşık 15 bin kişinin izlediği 22 konser vermektedir.
Bursa Büyükşehir Belediyesi'ne bağlı olarak kurulan Belediye Konservatuarı'nda; Türk Halk Müziği, Türk Sanat Müziği ve Klasik Müzik alanında öğrenci yetişmektedir. Konservatuar bünyesinde kurulan çocuk korosu, çok sesli koro, halk müziği korosu, sanat müziği korosu yıl içinde yaptıkları çalışmaları çeşitli etkinliklerde konserler vererek sergilemektedir.
Bunun dışında Halk Müziği ve Sanat Müziği koroları bulunan kurumlar arasında Uludağ Üniversitesi Halk Müziği Korosu, Yıldırım Belediyesi Halk Müziği Korosu, Defterdarlık Sanat Müziği Korosu yer almaktadır. Bu koro ve müzik çalışmalarına katılan kişilerin büyük bir kısmı müzik yaşamını bir düzeyde profesyonel olarak sürdürmektedir.
Sayılarla Bursa
Bursa, Orhan Bey tarafından fethedildiği zaman ancak 2 bin evlik bir kentti. Fetih sonunda kentte birçok sosyal tesis yapıldı. Özellikle Orta Asya'dan gelen göçler ile Bursa'nın nüfusu arttı. Ancak İstanbul fethiyle Bursa'daki bu gelişme durmuş, hatta gerilemiştir. Bursa'dan İstanbul'a birçok göç olmuştur. Örneğin Bursa'daki Ermeniler ve Yahudiler İstanbul'a çağrılmıştır. Bu tarihte Bursa'nın nüfusunda önemli bir azalma olmuştur.
1485 yılında Bursa'da yaklaşık 5 bin hane bulunur ki, bu 25 bin nüfus demektir. 1530 yılında ise Bursa'da 6.351 hane bulunmaktadır. Bu da yaklaşık 35 bin nüfus demektir. Bu tarihlerde başlayan Celali ayaklanmaları nedeniyle, güvenli olduğu için Bursa'ya yoğun bir göç yaşanır. 1573 yılında Bursa'da nüfus ikiye katlanarak 70 bin civarına ulaşır. Bu nüfus Bursa'nın, o tarihte Köln, Münih gibi birçok büyük Avrupa kentinden daha kalabalık olduğunu gösterir. Ancak bu tarihten sonra Bursa tekrar küçülmüştür. Bursa, 1573 tarihli nüfusuna tekrar, ancak 1940'lı yıllarda ulaşmıştır. Özellikle yangın ve depremler ile Bursa çok tahrip olmuştur. 1855 yılında Bursa'ya gelen Ubicini, Bursa'nın dörtte üçünü harap görür. 19. yüzyılda ise Bursa, nüfusuna göre çok geniş bir araziye dağılmıştı.
1831 yılında, Bursa merkez ilçede, 16.138 erkek vergi yükümlüsü bulunmaktaydı. Bu da nüfus olarak 70 bin kişi demektir. 1870 yılında ise; Bursa'da toplam 109.975 erkek nüfus yaşamaktaydı.
Bursa dört kez büyük nüfus artışına uğramıştır. Bunların ilki, Bursa'nın fethi ile olmuştu. Birçok gazi ve abdal, müritleriyle ve aşiretleriyle gelip yerleşmişlerdi. İkincisi, 1530-1570 yıllar arasında Celaliler'den kaçanların Bursa'ya sığınmaları nedeniyle nüfus iki misli artmıştı. Üçüncü büyük nüfus artışı, 19. yüzyılın ikinci yarısında olmuştu. Bursa bu dönemde, Doğu'dan Ermeni göçleri ile, 1880'li yıllarda 93 Göçmenlerinin yerleşmesi ile büyük nüfus artışı yaşamıştır. Bursa'da dördüncü büyük nüfus artışı, 1975 yılından sonra yoğun olarak fabrikaların kurulması üzerine; Doğu, Güneydoğu Anadolu ve Karadeniz bölgesinden gelen göçler nedeniyle olmuştur. Bursa merkezde, 1955 yılında 129 bin kişi yaşarken, 10 yıl sonra bu nüfus 212 bine çıkar. 1975 yılında 360 bine ulaşan Bursa'nın nüfusu, 80'li yıllardaki Bulgaristan göçü de eklenince, 1985 yılında 612 bine çıkar. Bugün halen Bursa'nın nüfusu hızla artmakta olup, kent nüfusu bir milyonu geçmiştir. 2004 yılında Belediye sınırları içindeki nüfus 1.528.820'dir.
Bursa il nüfusu, Doğu Marmara Bölge nüfusunun %12,6'sını oluşturmaktadır ve nüfus bakımından Türkiye'nin 4. büyük ili konumundadır. Bursa ilinde 2000 yılı nüfus bilgilerine bakıldığında km2'de 204 kişi yaşamaktadır. İl genelinde hane halkı büyüklüğü ise gittikçe düşme eğilimi göstermekte olup 1955 yılında 5 kişi iken 2000 yılında 3,9 kişi olmuştur. Bursa ilinde yıllık nüfus artış hızının en yüksek olduğu dönem %33,33 ile 1985-1990 yılları arasında olmuştur. 1990-2000 döneminde ise yıllık nüfus artış hızı %28,6'dır. 1927 yılında Bursa ilinde yaşayan kentli nüfus oranı %28,6 iken 1960 yılından sonra kentli nüfusunda hızlı bir artış yaşanmış ve 2000 yılında kentte yaşayanların oranı %76,8'e yükselmiştir. Bu hızlı göç ve nüfus artışı beraberinde kentleşme sorunlarını gündeme getirmiştir.
2000 yılında, Bursa'daki 0-14 yaş grubunun bir önceki yıla göre nüfus artış hızı %1,03 iken, 2002 yılında %0,77'ye inerek düşüş eğilimi göstermiştir. 15-64 yaş grubunda da 2000 yılında bir önceki yıla göre nüfus artış hızı %2,69 iken, 2002 yılında 1,67'ye düşerek düşüş eğilimi gözlenmiştir. Yine 65+ yaş grubunda 2000 yılında bir önceki yıla göre nüfus artış hızı %5,21 iken, 2002 yılında %2,90'a gerileyerek, 65+ yaş grubunda da düşüş eğilimi gözlenmektedir.
2000 yılında çalışanların %55.6'sı ücretli, %23.1'i ücretsiz aile işçisi ve %17.8'i kendi hesabına çalışırken, %3.5'i işveren olarak çalışmaktadır. Çalışanların işteki durumuna göre dağılımı cinsiyetler arasında önemli farklılıklar göstermektedir. Kadınların %52'si ücretsiz aile işçisi iken, kendi hesabına çalışan erkeklerin oranı kadınların oranından çok daha yüksektir.
Üreten Bursa
Bugün, sanayi tesislerinin sayısı, kurulu güç kapasitesi miktarı itibariyle, "Türkiye'nin Sanayi Üssü" durumunda olan Bursa'dan, Bursa Ticaret ve Sanayi Odası (BTSO) kanalıyla gerçekleşen ihracatta, sanayi ürünlerinin payı % 93,95 seviyesindedir. Bugün başta tekstil, otomotiv, makine, gıda ve deri sanayi olmak üzere, pek çok imalat sektörü, Bursa'nın sanayi ve ticaret hayatında önemli etkinlikler meydana getirmektedir.
Bursa ekonomisinin bu etkin güce kavuşmasında, Bursa'daki Organize Sanayi Bölgeleri'nin çok büyük rolü bulunmaktadır. Bursa sınırları içinde Organize Sanayi Bölgeleri Kanunu çerçevesinde tüzel kişilik sıfatını kazanmış 8 adet Organize Sanayi Bölgesi (OSB) bulunmaktadır. Ayrıca OSB alanı olarak ilan edilmesi için kuruluş çalışmaları devam eden 3 alan daha mevcuttur.
Mutlak değer olarak ifade edildiğinde yaratılan katma değer sıralamasında Bursa; İstanbul, Kocaeli ve İzmir'den sonra dördüncü sırada yer almaktadır. Sahip olunan toplam çeviri güç kapasitesinde Bursa; İstanbul, Kocaeli, İzmir ve Zonguldak'tan sonra 5. sırada, Türkiye genelinde sosyo-ekonomik gelişmişlik sıralamasında ise İstanbul, Ankara, İzmir ve Kocaeli'nden sonra 5. sıradadır. Bursa çalışan insan ve işyeri sayısı bakımından da İstanbul ve İzmir'den sonra 3. sırada yer almaktadır.
DİE tarafından tüm Türkiye için yaklaşık 300 milyar dolar olarak açıklanan milli gelirin, 12 milyar dolarlık kısmını Bursa karşılamıştır.
Türkiye toplam ihracatının beşte birini gerçekleştiren Bursa, ülke ekonomisine ciddi katkı sağlayan illerin başında gelmektedir. Bursa bilhassa tekstil ve otomotiv endüstrisi bakımından ülke ihracatının omurgasını oluşturmaktadır.
İpek gibi Bursa
(Tekstil Sanayi)
Bursa'nın, Bizans ve daha sonra Osmanlı dönemlerinde ipek ipliği üretimine dayalı ekonomik kimliği, 19. yüzyılın sonlarına değin sürmüş; Bursa'da ipekçilik en önemli sanayi kolu olma özelliğini korumuştur. Üretilen doğal ipek, yurtdışına satılmıştır. 20. yüzyılın başlarında ve Cumhuriyet'in ilk yıllarında, ilk makineli ipek ipliği ve dokuma fabrikaları kurulmuştur. Hemen tümüyle dokuma, bir ölçüde de gıda sanayinde uzmanlaşan Bursa ekonomisinin asıl atılımı, 60'ların ortalarından başlayarak gerçekleşmiştir. Kimya dalında sentetik iplik üreten fabrikalar, taşıt araçları dalında otomobil fabrikaları ve otomotiv yan sanayi, gıda dalında konserve ve meyve suyu fabrikaları, dokuma dalında tam entegre modern fabrikalar kurulmuş ve Bursa 70'lerin sonuna değin hızla gelişmiştir.
Bursa tekstil sanayinde, iplik hammaddesinden konfeksiyon üretimine kadar çok geniş bir ürün yelpazesi, bu sektörün kapsamına girmektedir. Tekstil sektöründe faaliyet gösteren yaklaşık 8000 işyeri vardır. Bu sektördeki çalışan sayısı, yaklaşık 60 bindir. Türkiye'de kurulu 11 sentetik iplik fabrikasından 8'i Bursa'da bulunmaktadır. Sentetik iplik üretim kapasitesi bakımından Bursa, Türkiye'nin toplam kapasitesinin yüzde 75'ine sahiptir.
Cumhuriyetin ilk yıllarında ilk makineli filatür ve dokuma fabrikaları kuruldu. 1950'lerde birkaç tezgâhlı ve küçük ölçekli dokuma işletmeleri hızla yaygınlaşmıştır. Bu yıllarda ilerde otomotiv yan sanayine dönüşecek iş yerleri kurulmaya başlanmıştır. 60'larda uygulanan ithal ikameci ve korumacı politikalardan ilde sanayi atılımı gerçekleşti. Kimya dalında sentetik iplik üreten fabrikalar, taşıt araçları dalında otomobil fabrikaları ve otomotiv yan sanayi, gıda dalında konserve ve meyve suyu fabrikaları, dokuma dalında tam entegre modern fabrikalar bu dönemde kuruldu ve 70'lerin sonuna değin hızla gelişti. 80'lerin başında ise bir sanayi bunalımı yaşandı.
Cumhuriyetin ilanından sonra Bursa'nın ekonomik yapısında önemli gelişmeler kaydedilmeye başlanmıştır. 1938 yılında kurulan Merinos Fabrikası, Bursa'nın dokuma sanayinin merkezi olmasının bir tescilidir. Aynı yıllarda tabii ipek tüketimine destek olmak üzere kurulan Gemlik Suni İpek Fabrikası da Bursa ekonomisinde önemli bir etkinliğe sahip olmuştur.
1924'te filatür fabrikalarında 1.500 işçi çalışmaktaydı. İşçilerin %48'i yabancıların işletmelerinde, % 28'i azınlıkların, % 24'ü de Türk sanayicilerin fabrikalarında çalışmaktaydı. 1933 yılında Sümerbank'ça kurulacak fabrikaların ikisinin adresi Bursa'ydı. 1935'te temeli atılan Merinos Yünlü Fabrikası ile Suni İpek Fabrikası 1938'de üretime geçti.
Tekstil sektörü yapısal bakımdan Bursa'da ihracatın omurgasını oluşturmaktadır. Özellikle suni ve sentetik dokuma üretimi, Bursa'da toplam üretimin, ihracatın ve istihdamın en büyük bölümünü oluşturmaktadır. Bursa'da toplam katma değerin %25'ten fazlası bu sektörde yaratılmaktadır. Türkiye'de kurulu 11 adet sentetik iplik fabrikasının 8'i Bursa'dadır. Sentetik iplik üretim kapasitesi itibariyle Bursa, Türkiye'nin toplam kapasitesi içinde önemli bir paya sahiptir. Dünyada bu kadar iplik fabrikasının bir arada bulunduğu ender bir bölgedir.
Bursa'da dokumacılıkla birlikte, çeşitli pamuk ipliği, naylon iplik, polyester iplik, yün ipliği, dikiş ve nakış ipliği gibi, başta dokuma sanayi olmak üzere, çeşitli sektörlerde kullanılan iplikler üretilmektedir. Türkiye'de üretilen floş ipliğinin yüzde 75'i Bursa kaynaklıdır.2001 yıllında BTSO kanalıyla yapılan toplam sanayi ürünleri ihracatı içinde tekstilin payı % 28,06 iken, 2004 yılında % 20'ye düşmüştür.
Araba tarihini yazan şehir
(Otomotiv Sanayi)
Bursa'da diğer önemli sanayi dalları, otomobil ve çeşitli yedek parça üretimini içeren otomotiv endüstrisidir. Bugün Bursa'da iki adedi binek tipi otomobil, bir adedi de minibüs, az sayıda kamyonet üretiminin gerçekleştirildiği üç adet otomobil fabrikası mevcuttur. Otomobil Sanayicileri Derneği'nin verilerine göre bu üç fabrikada 2004 yılı itibariyle Türkiye'nin toplam binek otomobil üretiminin yaklaşık % 60'ı toplam minibüs üretiminin %5,29'u, toplam midibüs üretiminin %38'i yapılmıştır. Otomobil üretim fabrikalarında yaklaşık 9.000 kişi çalışmaktadır. Bursa, otomotiv endüstrisinde Türkiye'nin en büyüğü durumundadır.
Bursa'da motorlu kara taşıtları için çok sayıda parça ve aksesuar imalatı yapılmaktadır. Bursa'da imalat sanayi içerisinde, gerek üretim çeşitleri ve gerekse de üretim miktarları açısından en geniş faaliyet alanına sahip sektör otomotivdir. Bugün itibariyle Bursa Ticaret ve Sanayi Odası'na kayıtlı ana otomotiv ve yan sanayi firma sayısı, 47'si şahıs, 424'ü şirket olmak üzere toplam 471'dir.
Bursa'da sanayiye yön veren bir başka önemli sektör ise, makine imalat sanayidir. Makine sanayisinde faaliyette bulunan kuruluşların çoğu, döküm ameliyesinden, nihai kullanım safhasına kadar geniş bir işlem sürecine sahip bulunmaktadır.
Yine Bursa sanayisi açısından özel önem taşıyan bir başka sektör, gıda endüstrisidir. Bursa'da gıda endüstrisine ilişkin hemen her dalda faaliyet gösteren firmalar mevcuttur. Özellikle meyve suyu, alkolsüz içki, konserve, konsantre salça üretiminde Bursa'da mevcut kapasiteler, Türkiye genelinde önemli paya sahiptir.
Bursa'nın imalat sanayisi içerisinde, ülke ekonomisi açısından önem teşkil eden daha pek çok sektör, belirli ağırlıklara sahip bulunmaktadır. Bunlar içinde kimya, deri, konfeksiyon, demir çelik, metal ana sanayi, çimento, madeni eşya, mobilya, inşaat taahhüt sektörleri en önemlilerindendir.
Her ürünün ekilebildiği bir coğrafya
(Tarımsal Yapı)
Tanzimat ile birlikte mülkiyet hakkının sağlanmasıyla devlete ait topraklar kişisel mülkiyete geçmeye başlamıştır. Bursa'da tarımsal faaliyetler içinde en büyük yeri kuşkusuz tahıl üretimi oluşturmaktaydı. Tahıllar, bugünkü Cumhuriyet Caddesi altında bulunan Tahıl Pazarı'nda satılırdı.
Bursa Ovası, Uludağ'ın eteğinde geniş ve verimli bir ovadır. Ancak 30'lu yıllara kadar ova büyük ölçüde bataklık idi. Bu nedenle ovada eskiden, büyük ölçüde koyun, sığır ve manda bakıcılığı ile pirinç ekimi yapılmaktaydı. Bursa ve çevresinde önceleri sadece çeşitli tahıllar ile çok az meyve yetiştiriciliği, kıyı bölgelerde ise balıkçılık yaygın bir şekilde yapılmaktaydı. Karacabey ve M. Kemalpaşa bölgesinde de sığır ve koyun bakıcılığı önem kazanmaktaydı. Karacabey Harası, o dönemde yoğun bir biçimde merinos koyunları yetiştirmekteydi. Hatta Tanzimat döneminde Bursa yakınlarındaki bir çiftliğe 15.000 merinos koyunu yerleştirilip çoğaltılmış, daha sonra da köylüye dağıtılmıştır.
Bursa ili, toplam 965 bin hektar alana sahiptir. Bu alanın 368 bin hektarını tarım yapılan kültür arazisi oluşturmaktadır. Bursa'da bugün hemen her türlü tarım ürünü yetiştirilmektedir. Bursa'nın genel arazi dağılımı ise şöyledir: Tarım alanı 368 bin, orman ve fundalık 445 bin, çayır-mera 42 bin, tarım dışı alan 92 bin ve su yüzeyi 6 bin hektar. Kültür arazisinin kullanım durumu ise şöyledir: Tarla arazisi 303 bin, sebzelik 57 bin, meyvelik 27 bin, bağlar 9 bin ve zeytinlik 34 bin hektar.
Bursa'da 2000 yılında en fazla tarımsal gelir, meyve ürünlerinden sağlanmıştır. Meyve ürünlerinin tarımsal gelir içindeki payı %28'dir. Bu pay, sebzede %24, hayvan ürünlerinde %22, tarla ürünlerinde %21, tavuk, arı ve ipekböceğinde %4 ve su ürünlerinde %1'dir. Bursa'da büyükbaş hayvancılığa doğru bir yönelme gözlenmektedir. İlin çayır ve mera varlığının yetersizliği nedeniyle özellikle büyükbaş hayvancılıkta açık ve kapalı ahırlarda entansif yetiştiricilik yaygındır. İlin hayvan varlığı şöyledir: Koyun 305 bin, kıl keçisi 78 bin, sığır 144 bin, kültür ırkı 78 bin, tavuk (yumurtacı) 2 milyon, tavuk (broiler) 1 milyon 640 bin adet.
Türkiye'de üretilen salçanın %65'i, yine üretilen meyve suyunun %26'sı ve dondurulmuş gıdanın %70'i Bursa'da üretilmektedir. Verilerden anlaşılacağı üzere tarımsal üretimde de Bursa'nın üst düzeyde olduğu görülmektedir.
İpekyolu'nda bir mola
(Ticaret)
Bursa 15. yüzyıldan itibaren, Osmanlı Devleti'nin olduğu kadar dünyanın da önemli bir iplik ve dokumacılık merkezi idi. Bursa sadece bir üretim merkezi değil, ipek ürünlerinin dünyanın dört bir yanına dağıtılan merkezi konumundaydı. Bursa kumaşları da dünyanın her tarafında satılırdı. Bursalı tüccarlar ipek sayesinde oldukça zengin idi. Anadolu'nun önemli yollarının Bursa'dan geçmesi, ticaretin gelişmesini sağlayan bir unsurdu. Bursa 1561 yılında, 333.119 akça nakit yekûnuyla, İstanbul'un dörtte biri kadar değer üretmekteydi.
İlk aşamada ham ipek İran'dan; Erzincan, Tokat ve Ankara yolu ile Bursa'ya gelip işlenirdi. 15-16. yüzyıllarda Bursa, dünyanın ipek ve baharat yollarının geçtiği çok önemli bir ticaret merkezi idi. Ancak 1587 yılında, Bursa'da ipekli dokuma tezgahlarının dörtte üçü işlemez duruma gelince durum biraz değişmişti. I. Meşrutiyet öncesinde, yılda 172 milyon kuruş ile en büyük ham ipek dışsatımını Bursa yapmaktaydı. 19. yüzyılın ikinci yarısında Bur¬sa'dan yapılan ihracatın %90'ı Fransa'ya yapıl¬dığı gibi, bu ihracatın tümü kozadan çekilmiş ipek ipliği ve ipek böceği kozasından oluşuyor¬du.
Asırlardır Bursa çarşısı sadece fiziksel bir mekan değil, kendi içinde işlevler ve kurumlar bütünü olan bir sistemdi. İçinde İpek Kapanı, Un Kapanı gibi ürünlerin tespit, tescil ve tartımının yapıldığı; vergilerin toplandığı hanlar da vardı. Bu kapanlar da Kapalıçarşı içinde ayrı birer birimdi. Çarşıdaki her birim kendi içinde bağımsız olup kendi yöneticileri vardı. Devlet bu işler için, esnafın kendi içinden seçtiği görevliler atamaktaydı. Satılan ürünlerin kalitesi ve fiyatlarını da işte bu yöneticiler denetlemekteydi.
Türkiye'deki İşyerlerinin yüzde 4'ü Bursa'da DİE verilerine göre Bursa'da 78 binin üzerinde işyeri bulunmakta ve bu sayı Türkiye genelinin yüzde 4'üne tekabül etmektedir. Sınaî üretim yapan çeşitli ölçeklerde atölye, imalathane, fabrika sayısı yaklaşık 30.000; ticaret ile uğraşan işyeri sayısı da 48.000 civarındadır. Tekstil ve Konfeksiyon firmalarının oranı % 23,7; İnşaat firmalarının oranı % 19; Gıda ve Tarım sektörünün oranı % 13; Otomotiv firmalarının oranı ise 7,2'dir. Ayrıca Gemlik'te kurulan Bursa Serbest Bölgesi (BUSEB), halen 183 firmanın faaliyet gösterdiği ve 2004 sonu itibariyle toplam 3.711 kişiye istihdam sağlayan modern bir endüstri merkezi niteliğini taşımaktadır.
İhracat Üssü Bursa...
Bursa, Batı'ya ve limanlara yakınlığı nedeniyle sanayileşme ve ihracatta artıları çok fazla olan bir şehirdir.
Bursalı firmalar, geçtiğimiz 5 yıllık periyotta önemli ihracat rakamlarına imza atmışlardır. Türkiye'nin 4. büyük ili olan Bursa, Türkiye ekonomisinin gelişmesinde aktif bir role sahiptir. İhracat yönüyle döviz girdisi sağlanması ve sanayi alt yapısının güçlenmesine yönelik katkılarla Bursa, ekonomik açıdan sürekli bir dinamizm içindedir. Bursa, Türkiye ihracatında önemli bir konumdadır. Bursa'nın ihracat potansiyeli her geçen gün artan bir seyir izlemektedir. Bursa, Türkiye ihracatının yaklaşık % 6'sını tek başına gerçekleştirmektedir. Bursa'nın araç ihracatı, Türkiye'nin toplam araç ihracatının % 69'unu karşılamıştır. BTSO öncülüğünde 2001 yılında kurulan Bursa Serbest Bölgesi, 2004 yılı sonu itibariyle 2 milyar 225 milyon dolarlık dış ticaret hacmine ulaşarak Türkiye genelinde serbest bölgeler itibariyle 5. sıraya yerleşmiştir. 2002 yılı itibarıyla 6 milyar dolar olan Bursa'dan yapılan ihracat, 2003 yılında 10 milyar doları aşmıştır.
Ve Avrupa Yolunda Bursa
Ulusal ve uluslar arası birçok kuruluşa üye olan Bursa, Avrupa Şehri Ödülü almasının yanında, Dünya Sağlık Örgütü-Sağlıklı Şehirler Projesi kapsamında Avrupa Sağlıklı Şehirler Ağı'nın da üyesidir. Bursa, AB sürecinde, tüm kurum ve kuruluşlarıyla Avrupa'ya hazırlanmaktadır. Birçok uluslararası kuruluş tarafından Bursa, daha şimdiden Avrupa şehri kabul edilmiştir.
Bursa, uluslararası bir bağ kurarak karşılıklı anlayış ve dostluğu geliştirmek; ekonomi, kültür, eğitim, kentsel gelişim gibi alanlarda ortak çalışmalar yürütmek amacıyla Çin'den ABD'ye, Finlandiya'dan Pakistan'a kadar, birçok ülke kentiyle kardeş kent antlaşması imzalamıştır.
Turizm
Yeşil Bursa (Doğal Güzellikler)
Bursa, tarihteki önemi ile olduğu kadar, eşsiz doğası ile de dikkat çeken bir kenttir. "Yeşil" rengi adeta bu kentle özdeşleşmiş, onun simgesi olmuştur. Yeşil Bursa'nın il sınırları içinde birçok doğal güzellik yer almaktadır. Bunların başında ise tüm heybetiyle bu kenti saran Uludağ gelir.
Vahşi tuzak; Uludağ
Antik dönemde Olympos Misios adıyla anılan Uludağ, Türkiye'nin birinci derecede önemli kayak merkezlerinden biridir. Uludağ Milli Parkı'ndaki kayak alanının alt sınırı 2.000, üst sınırı ise 2.453 m. yüksekliktedir. Aralık-mayıs ayları arasında genellikle karla örtülü olan dağda, kar kalınlığı 2-3 m.'ye kadar çıkmaktadır. Parkın önemli gelişme bölgelerinden olan Sarıalan, Karabelen'deki giriş kapısından 11 km. uzaklıktadır. Teleferikle ulaşılan bu bölgede yazlık kamp odaları, büfeler, çeşmeler, tuvaletler vardır. Kirazlıyayla ise parkın giriş kapısından 6 km. uzaklıktadır. Oteller Bölgesi ile Kayak Merkezi, Çobankaya ve Bakacak, Uludağ'ın diğer önemli bölgeleridir.
Olağanüstü doğal yapısı, flora ve faunasının zenginliği ile bilinen Uludağ Milli Parkı'nda 2'si kamplı olmak üzere 4 adet kullanım alanı mevcuttur. Bunlar; Sarıalan, Çobankaya, Kirazlıyayla ve Karabelen kamp ve günübirlik kullanım alanlarıdır. Uludağ'da kayak sporu ve turizme yönelik olarak 17 adet turistik tesis mevcuttur. Ayrıca çeşitli kamu kurumlarına ait 16 adet tesis bulunmaktadır. 1986 yılında turizm alanı ilan edilen 2. Gelişim Bölgesinde 1 tesis faaliyette olup 2 tesisin inşaatı sürmektedir.
Uludağ Milli Parkını yılda ortalama 600.000 kişi ziyaret etmektedir. Karabelen giriş kapısından günde ortalama 265 araç giriş yapmaktadır. Ziyaretçi sayısı temmuz-ağustos aylarında ve kış sezonu, ocak-şubat aylarında artış göstermektedir. Uludağ Milli Parkı'na gelen ziyaretçiler genelde yerli ziyaretçiler olup, yaz aylarında Arap ve İsrailli turistler de ziyaret etmektedir.
Bursa yeşilinin minyatürü; Botanik Parkı
Bursa'da yeşil kuşak kapsamında, kente bol oksijen, yeni dinlenme ve sağlıklı spor alanları kazandırmak amacıyla 1998 yılında "Soğanlı Botanik Parkı" hizmete açılmıştır. Soğanlı Botanik Parkı; 400.000 m2'lik alanında, 150 türden 8000 ağaç, 76 türden 100.000 çalı, 20 türden 50.000 yer örtücü ve 27 türden 6000 gül ile Bursa Ovası'nı korumakla birlikte, bitkisel araştırma ve bilimsel çalışmalara açık bir parktır.
Parkta Japon bahçesi, İngiliz bahçesi, Fransız bahçesi, gül bahçesi, açelya-orman gülü bahçesi, kokulu bitkiler bahçesi, kaya bahçesi, renk bahçeleri, şekilli bitkiler bahçeleri vardır.
Soğanlı Botanik Parkı ziyaretçilerine dinlenme, farklı farklı zamanlarda yaprak ve çiçek açan bitkileri gözleme imkânlarının dışında, sağlıklı yaşam için spor yapma imkânı da sunmaktadır. Parkta 12.000 m.'lik doğal yürüyüş yolları, doğal koşu yolu, 1.000 m.'lik soğuk asfalt kaplamalı bisiklet yolu ve göletler bulunmaktadır. Botanik Parkı'nda 17, 18 ve 19. yüzyıllara ait kimi ünlü eski Bursa evlerinin benzerleri de inşa edilmiştir.
Bursa'nın Büyülü Güzelliği: Kuş Cenneti
Bursa- Çanakkale yolunun 45. km.'sinde yer alan Kuş Cenneti ise, Bursa'nın bir başka doğal ayrıcalığıdır. Tavuskuşları başta olmak üzere; sülün, keklik gibi birçok kuş çeşidinin barındığı Kuş Cenneti, mavi selvi, limoni selvi, ladin, sedir gibi ağaçlarıyla da görülmeye değer gerçek bir doğal cennettir. Kuş bilimcilerin inceleme yapmak için sık sık ziyaret ettikleri Kuş Cenneti, güzelliğiyle tüm ziyaretçilerini büyülemektedir.
Bursa Hayvanat Bahçesi
Daha önce Kültürpark'ta bulunan Hayvanat Bahçesi gelişen Bursa için yetersiz kalınca 10 Kasım 1997'de, Botanik Parkı'nın yanında 200.000 m2'lik alanda Hayvanat Bahçesi kurulma çalışmaları başlatılmış ve 10 Kasım 1998'de de hizmete açılmıştır.
Bursa Zoo, ilk aşamada Türk köyü, Ayı-Kurt, Yırtıcı kuşlar, Su kuşları, Lama, yabani eşek ve Deve bölümleriyle açılmış, bunları Arslan, Leopar, Maymun ve Afrika savanları bölümleri izlemiştir.
Dünya standartlarında projelendirilen bu bahçede hayvanlar doğal ortamlarına oldukça benzeyen ortamlarda konakladıkları için sağlıklı ve mutlu görünüyorlar. Parkta yılan, timsah, iguana, pelikan, ördek, flamingo, deve kuşu, kartal, atmaca, şahin, akbaba, kelaynak gibi yırtıcı kuşlar; ayı, kurt, yaban domuzu, deve, geyik, ceylan, leopar, lama, yaban eşeği, aslan, maymun, tavus kuşu gibi hayvanlar ile; köy evi olarak düzenlenen binalarda da çeşitli kümes hayvanları, sülün, güvercin, papağan gibi kuşlarla inek, koyun ve keçi gibi evcil hayvanlar bulunmaktadır.
Hayvanat Bahçesinde eski köy evleriyle köy yaşantısının canlandırılması da yapılmaktadır.
‘Bir kuyu su gibi'; İznik Gölü
Marmara Bölgesi'nin en büyük, Türkiye'nin ise beşinci büyük doğal gölü olan İznik Gölü, derinliği en fazla 80 m. olan tektonik bir tatlı su gölüdür. Göl bütünüyle tarım alanları ve zeytinliklerle çevrilidir. Alan, sık sazlıkların arasında karışık koloniler kuran küçük karabatak (30 çift) ve gece balıkçılı (250 çift) ile özel çevre koruma alanı ölçütlerine uyar. İznik Gölü 1990 yılında SİT alanı ilan edilmiştir.
Yaklaşık 9000 hektar tarım arazisi göl suyuyla sulanmaktadır. Yapımı süren tesislerle bu alanın 6.945 hektar daha arttırılması öngörülmüştür. Bunun yanı sıra, göl kıyısındaki tarım alanlarının sulanması için çiftçiler tarafından pompayla su çekilmektedir.
Suları tatlı olan gölde sazan ve yayın balığı ile kerevit yetişir. Turizm bakımından da önem taşıyan İznik gölü, yüzme, kano ve sörf gibi su sporları için idealdir.
Gümüş balıklı göl; Ulubat
Marmara Denizi'nin güneyinde yer alan sığ, bulanık, ötrofik bir tatlı su gölüdür. Doğu-batı doğrultusunda uzanan tektonik kökenli Yenişehir-Bursa-Gönen çöküntü alanında oluşmuştur. Kabaca üçgen biçimli olan gölün doğu-batı yönünde uzunluğu 23-24 km., genişliği ise 12 km. kadardır. Göl içerisinde 7 adet ada bulunmaktadır. Yapılarında kalkerlerin egemen olduğu bu adaların en büyüğü Halilbey Adası'dır.
Gölü besleyen en önemli su kaynağı M. Kemalpaşa Çayı'dır. Göl dibindeki ve çevresindeki karst kaynakları ile yağışlı dönemlerde göle ulaşan küçük dereler gölün beslenmesine katkı sağlamaktadır. Yaygın olarak balıkçılık yapılan gölde avlanan kerevitler yurt dışına ihraç edilir.
Apolyont Gölü olarak da bilinen Ulubat gölü, küçük karabatak (300 çift), alaca balıkçıl (30 çift) ve kaşıkçı (75 çift) için önemli bir üreme alanıdır. Kışın gölde aralarında küçük karabatak (max. 1078), tepeli pelikan (max. 136), elmabaş patka (max. 321.500) gibi büyük sayılarda su kuşu bulunur. Alanda 1996 Ocak ayında sayılan 429.423 su kuşu, 1970'ten beri Türkiye'de kaydedilen en yüksek su kuşu sayısıdır. Göl 1998 tarihinde Ramsar Alanı olarak ilan edilmiştir.
Ulubat Gölü Yönetim Planı ile; göl kirliliğinin azaltılması, göldeki balıkçılığın sürdürülebilirliğinin ve doğal kaynakların akılcı kullanımının sağlanması, yaban hayatının zenginleştirilmesi, alanın sahip olduğu değerler hakkındaki bilginin paylaşımı gibi hedeflerin gerçekleştirilmesini amaçlamaktadır.
Mudanya Sahilinin Keşfedilmemiş Cenneti : Trilye
Bursa'ya bağlı Mudanya sahilinin keşfedilmemiş cennet köşelerinden biri olan Trilye, zeytini ve şarabı ile tanınan bir kasabadır. Oldukça bol balık çıkartılan kasabada Rumlardan kalma 7 kilise, 3 ayazma bulunduğu söylenir.
Sütunlarının İskenderiye'den getirilen Panagia Pantobalissa adlı "kemerli kilise"nin dünyada duvarına resim yapılan ilk kilise olduğu söyleniyor.
Kasabadaki Fatih Camii, eski St. Stephanos Kilisesi'nden çevrilmiş.
Balıkçı Kadınların Köyü : Gölyazı
Bursa sınırları içinde, doğa ile tarihin bir arada yaşadığı bir eşsiz güzellik de Uluabat Gölü kıyısındaki Gölyazı Köyü'dür. İlkbaharda yükselen sular nedeniyle yarı bellerine kadar su içinde kalan ağaçlar, yine bu sularda sevgi dolu bir melodi gibi süzülen ördekler, Arnavut kaldırımlı dar sokaklar; antik çağda Apolyont olarak bilinen bu köyün güzelliklerinden yalnızca birkaçıdır. Tümüyle SİT alanı olan bu bölge, özellikle Apollon Tapınağı ve kilisesi ile dikkati çeker.
Saflığın ve Yeşilliğin Adresi 2000 Yıllık Misi Köyü
Tarihi çok eskilere dayanan Gümüştepe köyünün ilk adının Misipolis olduğu sanılıyor. Bursa'nın merkezinden yalnızca 12 kilometre uzaklıkta, doğallığından hiçbir şey kaybetmemiş başka bir güzellik konuk eder kendisini görmeye gelenleri: Misi Köyü. Sınırsız yeşilliği, söğütleri, meyve ağaçları ve bir köprü gibi gökyüzüne uzanan kavak ağaçlarıyla, antik çağda başlayan bir öyküyü günümüze kadar taşıyan tarihi köy, asma yaprağı, misket üzümü ve şarabı çok ünlüdür.
Yaşayan Osmanlı köyü; Cumalıkızık
Bursa'nın doğusunda Ankara yolu üzerinde Bursa'ya 13 km mesafede, Uludağ'ın yamaçlarında beş kızıklı köyden biridir. Orhan Gazi Vakfiyesi'ne bağlı bir köydür. Osmanlı dönemi konut dokusunu günümüze kadar koruyan nadir köylerden olan 700 yıllık tarihi Cumalıkızık köyü, Osmanlı dönemi kırsal mimarisinin önemli örneklerinden biri olup, halen geleneksel yaşam biçimini korumaktadır. Cumalıkızık Köyü dokusunun korunması amacıyla 1980 yılında koruma altına alınmıştır. Köyde bulunan evlerin birer odalarının restore edilerek ev pansiyonuna çevrilmesi çalışmaları sürmektedir. Cumalıkızık'ın yurt içi ve yurt dışı fuarlarında bastırılan tanıtım broşürleri ile turizm tüketicisine tanıtımı yapılmaktadır.
Cumalıkızık evleri, Osmanlı Türk mimarisinin özelliklerini taşımaktadır. Genellikle iki yada üç katlı olan evlere sokaktan iki kanatlı ahşap kapıyla avludan geçilerek girilir. Avlunun zemini toprak veya taştan yapılmıştır. Alçak tavanlı ara kat evin kışlık, yüksek tavanlı ikinci kat ise yazlık bölümüdür. Hayat ve sofa iklime ve manzaraya yönlendirilmiştir. Evlerin zemin katlarında ahşap hatıllı geleneksel taş malzeme üst katlarında ise ahşap çatkı arasında kerpiç malzeme, çatıda ise alaturka kiremit kaplı kırma çatılı ahşap malzeme hakimdir. Duvarları genellikle sarı, mavi, beyaz, mor ve yeşil renktedir. Evlerin giriş katında mahremiyet açısından dışa açılan pencere yoktur. Pencereler boş odada bulunmaktadır.
Cumalıkızık yerleşim alanı üzerindeki 270 evden 57'si tescilli sivil mimarlık örneğidir. Bunlardan başka tescilli cami ve hamam ile iki anıtsal çınar ağacı ve çeşme bulunmaktadır.
Çağlayanların Buluşma Adresi: Su Uçtu
Mustafa Kemal Paşa'dan 10 km. uzaklıkta bulunan Su Uçtu, doğayla baş başa kalmak isteyenlerin, bu isteklerine fazlasıyla cevap veren bir yerdir. Bölgeye adını veren 11 çağlayan, yılların yorgunluğunu bir anda insanın üstünden silip atabilecek bir etkileyiciliğe sahip. 38 metre yükseklikten, kendisini özgürlüğe bırakan suların mutluluk dolu şarkısı insanın ruhunda bambaşka duyguların kapılarını aralıyor.
Saitabat Şelalesi
Bursa'dan 12 km. uzaklıkta yer alan Saitabat yemyeşil çimenler ve çınar ağaçlarıyla çevrili bir alan. Uludağ eteklerindeki şelalenin aktığı kanyon, doğa sporları ile uğraşanların buluşma noktası. Odun ateşinde, kiremitte tereyağı ile pişirilen alabalıklarıyla meşhur olan şelalenin çevresinde piknik alanları bulunuyor.
‘İki kapı arası Bursa'
(Tarihi Mekanlar)
Bursa, bulunduğu coğrafyası nedeniyle birçok uygarlığa köprü olmuştur. Bursa, Osmanlı ile Cumhuriyet arasında bir köprü. Doğu ile Batı arasında bir köprü....
Günümüzden 7200 yıl önceki bir yerleşim alanı olan Ilıpınar Höyük'e göre, Bursa ve çevresindeki kültür, Mezopotamya ve Doğu uygarlığının Avrupa'ya bir geçiş yeridir. Bir zamanlar, Doğu uygarlığının Batı'ya geçişinde köprü olan Bursa, sonraki yıllarda da Batı uygarlığının Doğu'ya geçişinde köprü olmuştur. Birçok Avrupalı kavim Bursa'dan Anadolu'ya geçerken, Anadolu'dan Avrupa'ya geçen uluslar için Bursa bir köprü işlevi görmüştür.
Bursa'nın özgün mimari yapısı da, Bizans ve Selçuk mimarisinden klasik Osmanlı mimarisine geçerken köprü görevini görmüştür. Uzak Doğu'nun mistizmiyle, Bizans keşişlerinin yaşamlarından esinlenerek oluşan tasavvuf kültürü Bursa'da yeşermiştir. Hıristiyanlar ile Müslümanlar arasında da bir köprüdür Bursa...
Yani Bursa, hem sanayi, hem de tarım şehri olabilmeyi bilmiş. Uludağ'ın beyazı ile Bursa Ovasının yeşili arasında bir köprü kurmuştur.
"Bir su görünmeden iniyorsa bir kentin orta yerinden ya geldiği yolu ezberliyordur,
ya gittiği yolu ikisi aynı kapıya çıkmaz."
(Hacı Tonak)
Selviler içinde bir alev; Emirsultan
Bursa'nın Uludağ'a bakan yamaçlarındaki bir tepede, servilerle göğe doğru yarışan minareleriyle Emirsultan külliyesi ve semti görünmektedir. Emirsultan semti, tıpkı mahallenin kurucusu gibi mağrur ve ciddiyet içinde, Bursa'nın başı üstündedir.
Emir Sultan bir malın, mülkün sultanı değil, gönüller sultanıdır... Emir Sultan, bir ilahi ışığın peşinden gelip yerleşmişti Bursa'ya... O gerçek bir sultan değildi ama, Osmanlı sultanlarına kılıç kuşatmıştı. Tıpkı Bizans imparatorlarının sefere çıkmadan önce Uludağ'daki keşişlerden hayır dua almak için, eşiğine gelmeleri gibi Osmanlı sultanları da, her sefere çıkışta, hayır dua almak için kapısını aşındırmıştır Emir Sultan'ın.
Günümüzde, Bursa'nın en önemli adak yeridir Emirsultan. Genç evliler, duvağı ile Emir Sultan'ın huzuruna gelir. Sünnet çocukları mutlaka Emirsultan'a uğrar. Ve nice dertli insan, çözemediği çetin sorunlarını, Emirsultan'ın huzurunda Tanrıya havale eder.
Bedrettin Uşaklı'nın dizelerinde olduğu gibi;
"Ufuklarda bu akşam ne sis var, ne de bulut var;
Selviler içinde bir alev "Emirsultan"
‘Sabrın acı meyvesi'; Muradiye
"Tümüyle Bursa'yı oluşturan bu çok sessiz ve düş mekanı içinde, özellikle hoşa giden biri daha vardır. Muradiye Camii çevresindeki mezarlık... Burada kule gibi yüksek servilerin, yüksek çınarların gölgesinde, geçmiş sultanlardan birkaçının bulunduğu türbeler var." (Piyer Loti 1924)
Son elli yıla kadar Bursa'ya gelen gezginlerin en çok etkilendiği mekan kuşkusuz Muradiye olmuştur. Türbeleri gölgeleyen o müthiş servi ve çınarların çoğu bugün yok, ya da o eski âzâmetini yitirmiş görünüyor... Külliye çevresindeki eski tarihi doku büyük ölçüde korunmuş, korunmaya da özen gösteriliyor. Eski kahvehaneleri, berberi, sokaklarıyla bugün Bursa'nın en derin semti Muradiye...
Muradiye semtine doğru eski ve hoş evleri çınarlarıyla bambaşka bir mekana geldiğinizi hissedersiniz. Külliye içindeki yaşlı çınarların altında gölgelenen şehzadelerin, sultanların, hanım sultanların türbelerine geldiğinizde içiniz burkulur.
"Ölümün sessizliğini ve öbür dünyada rahatı bilmek isteyenler Bursa'da Muradiye Türbelerine gitsin... Ölüm yalnız burada korkunç değildir. Kutsal kitapların vaat ettiği cennet bize, yalnız burada mümkün görünüyor." Yakup Kadri bir yazısında Muradiye'yi bu satırlarla dile getirmiştir.
Sultan II. Murat döneminde gerçi başkent Edirne idi ama, onun gözü her zaman Bursa'daydı. Onun içinde en sakin bir yere gömüldü. Muradiye bir türbeler kümesidir aslında. Mezarların böylesine yüceltildiği bir başka mekan yoktur dünyada: C. A. Kansu'nun dediği gibi, "Ölümün güzelliğini ben burada anladım"
"Muradiye Bursa'nın kalbi, ruhudur. Bu nedenle ruhlar burada öbür dünyaya geri dönerler." Muradiye Türbeleri'ni gezerken bu türbelerde yatan talihsiz insanları, mutlu bir şekilde çınarlar altında dolaşırken görürseniz hiç şaşırmayın. Ölümün cennet halidir çünkü Muradiye.
Ölümün kutsandığı mekan; Yeşil Türbe
"Bursa'nın altın kubbelerinde
Güneşler doğar, güneşler batar.
Yeşil'de, bir tepe üzerinde
Çelebi Mehmet yatar."
Suat Asral'ın bu güzel dizelerinde yer alan Yeşil Türbe, hiç kuşku yok ki bugün Bursa'nın sembolüdür.
Bursa'nın en güzel semtlerinden birine adını veren Yeşil Türbe, sadece Bursa'nın değil tüm Türkiye'nin en ilginç ve harika anıtlarından biridir. Camiyi neredeyse ezen bu türbe, nurları toplayan kubbesi ile Bursa'nın her yerinden görülür. Nitekim "Osmanlı dünyasında camiden daha yüksek bir mevkide oturtulmuş tek kubbe ve türbe, Yeşil Türbe'dir." (Mustafa Armağan)
"Yeşil Türbe'de ölüm, yeşil ve serin çinilerin arasında insana korkularını, ağrılarını, ızdırapların ve iskeletleri gösteren bir kabus değil, yeşil ve şeffaf bir deniz rüyası gibi gelir."
Yeşil Türbe'de ölüm: "Her türlü eziyet, gurbet ve ayrılık endişesinden uzak, yaşamdan daha sevimli göründüğü bir şevk anıdır."
Falih Rıfkı Atay, Yeşil Türbe'yi gördükten sonra duyguları böyle dile gelir ve devam eder: "Yeşil Türbe sanki bir bahçe gibi, bir bahar mesiresi gibi ferahtır."
Ve ölüm Yeşil'de hiç de o kadar ürkütücü değil... Bursa'nın ufuklarında kutsal nurları toplayan ve çinilerinin etkisiyle insanı büyüler. Zannedilir ki, Yeşil Türbe'nin rengi, eski Bursa baharlarından süzülmüş bir özsudur.
"Yeşil Türbe'sini gezdik dün akşam
Duyduk bir musiki gibi zamandan
Çinilere sinmiş Kuran sesini"
Ahmet Hamdi Tanpınar ünlü Bursa'da Zaman adlı şiirinde bu satırlarla duygularını dile getirirken, Hasan Ali Yücel: "Yeşil'i ne zaman ziyaret etsem, dışında bir tepe, içinde bir bahar bulurum" diye haykırır...
Ufak bir tepe üzerinde, serviler arasında yükselen Yeşil Türbe, Prof. Pittard'ın ifadesiyle: "Biblo kadar zarif, kucaklanacak kadar dilber, gönülleri avlayacak kadar sihirlidir."
‘Şol Gümüşlü Kubbe'; Tophane
Osman Gazi 1324 yılında, Bursa'yı alamadan ölmüştü. Ölmeden önce de, çok uzaklardan görülen Gümüşlü Kubbe'ye gömülmesini vasiyet etmişti. Gümüşlü Kubbe, bugün Tophane'de bulunan, Osman ve Orhan Gazi'nin gömülü olduğu yerdeki Saint Elie Manastır idi. Uzaktan parıldayan kubbeleri nedeniyle bu adıyla anılmıştır.
Bu manastır, 1855 depremi ile öyle yıkıldı ki, onu tekrar eski haline getirmek asla mümkün olamadı. 1863 yılında Sultan Abdulaziz tarafından yeniden yapılmaya başlanınca, manastır iki yapıya ayrıldı. Osman ve Orhan Gazi türbeleri dışındaki yapılar yıkıldı. Ancak Orhan Gazi türbesinin zemin mozaikleri, halen o eski Bizans Manastırına ait.
1850'li yıllarda Dr. Bernard'a göre Tophane şöyledir: "Kentin ortasında bir uçurum kaya üzerindedir. Kuzey tarafı Tabakhane Kapısı'ndan, batıda Kaplıca Kapısı'ndan, Uludağ tarafından Zindan ve Su Kapıları'ndan girilir. Kale içinde ise Davul Manastırı'ndan ve Orhan camisi dışında kalenin bir köşesinde I. Murat'ın, bir köşesinde I. Mehmet'in yaptırdığı Saraylardan kalma bazı kalıntılar görülür. Dikkatli bakılırsa hamam, köşk, çeşme ve bahçelerin yerleri görülebilir. Bunların nasıl bir güzellikte olduğu da hayal edilebilir. Kentin en güzel yerleridir." Carsten Niebuhr'a göre ise manastırda, «İnsanı hayrete düşürecek kadar büyük bir davul vardı.» 1869 yılında Von Warsberc'a göre de, «Kaledeki saray tüm ovaya egemen durumda, yörenin şiirimsi bir simgesi gibi yükseliyor.»
Osmanlı Bursa'sını yaşatan ender sokaklardan biri olan Kale Sokak da Tophane'dedir. Sokaktaki karşılıklı on kadar ev, Osmanlı sivil mimari örneklerine göre restore edilmiştir. Olup içlerinde oturulan, yaşayan tarihi bir sokak...
Tanrıların kutsadığı şehir; İznik
1905 yılında kenti ziyaret eden Delbeuf'un; "Geçmişin anılarının hüzün verici büyüklüğünü, burası kadar duyurabilen, yeryüzünde bir başka kentin bulunabileceğini sanmıyorum" dediği sihirli İznik kenti Bursa'nın en önemli turizm merkezlerinden biridir.
İznik, Hıristiyan dünyasının Doğu'ya egemen olmasını önleyen Anadolu Selçuklu Devleti, (1075-1097) Bizans Devleti (1204-1261) ve Osmanlı Devleti (1331-1335) gibi cihan devletlerine başkentlik yapmış, gizem dolu bir kenttir.
İki bin yıllık surlar arasında sıkışıp kalmış olan İznik kasabası, İznik Gölü'nün doğusundadır. Kareye yakın surlarının büyük bölümü halen sağlamdır. Geçmişi M.Ö. 258 tarihlerine dayanan İznik Kalesinde 131 burç bulunmaktadır. 4970 metre uzunluğundaki surların karşılıklı dört görkemli kapısı vardır.
İznik'te iki Hıristiyan Konsülü toplanmıştır. 325 yılındaki, Hıristiyanlığın amentüsünün belirlendiği ilk konsüldür. İşte bu nedenle de İznik, 1962 yılında Vatikan'da toplanan 19. Konsül'de; Kudüs ve Vatikan'dan sonra üçüncü kutsal kent ilan edilmiştir. Bu nedenle inanç turizmi çerçevesinde İznik'in önemi gittikçe artmaktadır.
Ayasofya Kilisesi (H. Sophia): İznik kent merkezinde, 787 yılında, 7. Hıristiyan Konsülü'nün toplandığı Ayasofya Kilisesi (Cami) vardır. Bizans dönemine ait bazı fresk kalıntılarına rastlanan Kilise, bazilika planlıdır.
Roma Tiyatrosu: İznik kentinin güneybatısında yer alır. M.S. 98-117 yıllarında İmparator Trajanus tarafından inşa edilen ve bugün büyük ölçüde yıkılan tiyatronun bulunduğu yerde 1980 yılından bu yana bilimsel kazılar sürdürülmektedir. Kazılar esnasında ortaya çıkan toplu cesetlere bakılırsa bu yapının çeşitli dönemlerde bir toplu kıyım alanı olarak kullanıldığı anlaşılmaktadır.
Çinicilik: Dört imparatorluğa başkentlik yapmış nadir yerleşimlerden biri olan İznik çiniciliği ile de ün salmıştır. 17. yüzyılda İznik'e gelen Evliya Çelebi, 300'den fazla çini fırınının bulunduğundan söz eder. İznik çinilerinde; lale, sümbül, nar, karanfil gibi çiçek motifleri kullanılmıştır. Mavi, firuze, yeşil ve kırmızı en çok kullanılan renklerdir. Milet, Şam grubu ve Rodos işi adı ile tanınan seramiklerin merkezi de İznik'tir.
"Ve... Mimarilerin En İlahisi"
Bursa'nın kültür yolu
Kültür Yolu Projesi, ilk Osmanlı yerleşim alanı içerisinde, gerek ticarî ve gerekse kültürel anlamda Bursa'nın doğusundan en batıya değin uzanan bir yol niteliğindedir. Osmanlı dönemi Bursa'sının kültürel, ticarî ve sosyal anlamda ana arterlerini oluşturan külliyeler ve bu külliyeler arasında var olan iletişim ağının düzenlenmesine yönelik bir projedir.
Kültür Yolu Projesi, Yıldırım Bayezid'ın yaptırdığı külliyeden başlayıp Yeşil, Irgandı Köprüsü, Hanlar Bölgesi, Bâlibey Hanı'ndan Hisar Bölgesine oradan da Muradiye Bölgesine geçmektedir. Güzergâhta Muradiye Külliyesi'nden Çekirge Caddesi vasıtasıyla I. Murad Hüdâvendigâr Külliyesi'ne ulaşılmaktadır.
Bursa şehri, erken Osmanlı mimarîsinin şekillendiği, farklı plân şemalarında külliye bütünlüğünde câmi, medrese, dârüşşifa, imaret, hamam ve türbelerin inşâ edildiği ilk Osmanlı başkentidir. Bursa'da mimarî yapılaşmanın başlamasıyla, erken Osmanlı mîmarisinde külliyelerin şekillendiği ilk şehir olmuştur. Bu nedenle projenin en önemli ayağı Sultanların yaptırdığı, her biri ayrı bir tepede yer alan külliyeler olmuştur.
‘Bursa Üslubu'
İlk beş Osmanlı Sultanı eserlerini Bursa'da yaptırmıştı. Bu nedenle Osmanlıların ilk devirlerine özgü camii yapımı Bursa'da gelişmiştir. Kanatlı veya "Ters T" planlı camiler olarak adlandırılan bu yapılar Bursa'ya özgü olup bu eserlerinin tarzına Bursa Üslubu denir. Bu tür cami girişinin sağ ve solundaki kanatlarda odalar bulunur.
‘Bursa Kemeri'
Bursa'nın özgün mimari özelliklerinden biri de anıtlarında sıkça kullanılmış düz kemerleridir. Bu kemer, mimari literatürde "Bursa Tipi Kemer" olarak anılmaktadır. Bu kemerlerin en güzelleri, Yeşil Cami ve Yıldırım Camii'nde görülür.
Mimaride sentez
Bursa'daki geç dönem Bizans yapılarıyla, erken Osmanlı Dönemi yapılarının mimarileri arasındaki benzerlik çok belirgindir. Çünkü önceleri Bizanslılar için çalışan Rum mimar ve ustalar, Bursa'nın fethinden sonra Osmanlılar için de çalışmışlardır. Bu olgu, zamanla Türk ve İslam dünya görüşünün etkisiyle bir Osmanlı sentezinin doğuşuna kaynaklık etmiştir.
Bursa'daki anıtlar sınıflanacak olunursa, çoğunun dinsel yapı olduğu görülür. Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından yaptırılan bir araştırmada bugün Bursa merkezde 127 ayakta kalmış tarihi cami dışında 45 türbe, 19 türbe, 34 medrese, 25 han, 37 hamam ile 15 imaret, tekke ve okulun varlığı belirlenmiştir.
Cumhuriyet dönemiyle birlikte, özellikle resmi yapılarda farklı bir mimari tarz uygulanmasına karşın, yakın zamanlara kadar yüksek yapılar tercih edilmemiştir. Cumhuriyet Alanında yapılan Hükümet, Adliye ve Defterdarlık binalarıyla Halkevi ve Tayyare binaları, bu dönem yapılarının öncüleridir. 60'lı yıllardan sonra inşa edilen çok katlı kamu binaları, iş merkezleri gibi binalar ve apartmanlar Bursa mimari dokusunu tümden değiştirip, kimliksiz bırakmıştır.
Bursa'da 80'li yıllardan sonra ise mimarlıkta farklı arayışlar göze çarpmaya başlamıştır. Kervansaray Termal Otel, Zafer Plaza, BUTTİM İş Merkezi ve Fuar Binası, As Merkez, Ticaret ve Sanayi Odası Binası, Şehirlerarası Otobüs Terminali ve Osmangazi Belediye Binası bunlardan bazılarıdır.
Bursa Kalesi: Bursa Kalesi'nin yapılışı İ.Ö. 2. yüzyıla, yani Bursa'nın kuruluşuna kadar uzanır. Kaynaklara göre kale, I. Prusias döneminde, ünlü Romalı general Hannibal'ın önerisiyle yapılmıştır. Birçok kez kuşatılıp yıkılan surlar yeniden yapılmış veya bakım görmüştür. Bugün surların uzunluğu 2 km. kadardır. 67 kulesi ile beş kapısı vardır. Tophane'ye giderken solda, hastaneye giden yolun başında Hisar/Saltanat Kapısı, Yıldız Kahve'nin önünde Kaplıca Kapısı güneyde ise Zindan Kapı ve Yer kapı bulunur. Halen Bursa surları için röleve ve restorasyon projeleri tamamlanmış olup Saltanat Kapı'nın restorasyonu sürmektedir.
Cami ve Mescitler: Bursa'da yapılan anıtlar içinde cami ve mescitler en büyük payı oluşturur. I. Murat'ın yaptırdığı Hüdâvendigâr Cami, alt katı bir zaviye planında, üst katı ise medrese odalarından oluşan türünün tek örneğidir. Ulu Cami, 20 büyük kubbesi ile Osmanlı Devleti'ndeki çok kubbeli camilerin en görkemlisidir. 20. yüzyılın başında Bursa'da 202 cami ve mescit bulunuyordu. Günümüzde ise, tarihsel anıt niteliği taşıyan 127 cami ve mescit bulunmaktadır.
Türbeler: 1900'lü yıllardaki Bursa'da; demir parmaklıkla çevrili olanlar dahil 253 türbe vardı. Bugün Bursa merkezinde 45 tane yapısı olan, 19 tane yıkılmış toplam 64 türbe ayakta kalmıştır. Bursa'daki türbelerin çoğu Muradiye Cami bahçesinde yer alır.
Zaviye ve Tekkeler: Dinsel yapılardan olan zaviye ve tekkeler, tarikatların eğitim ve ibadet yaptıkları mekânlar olarak inşa edilmiştir. Cumhuriyet öncesinde sadece Bursa merkezde 40 kadar tarikat faaliyette idi. Tekkeler içinde sağlam olarak günümüze gelebilen Çiçek Tekke, Karabahşi ve İsmail Hakkı Tekkesi'dir.
Medreseler: Birer eğitim kurumu olan medreselerin, Bursa'da yapılanlarından çok azı günümüze gelebilmiştir. Bursa'da yaklaşık 50 medrese vardı. Mehmet Şemsettin ise, Bursa'da 84 medresenin varlığını belirlemiştir. Ancak günümüzde 10 medrese yapısı günümüze gelebilmiştir. Osmanlı Devleti'nin ilk medresesi, İznik'teki Orhangazi Medresesi'dir. Lala Şahin Pa¬şa'nın Kaleiçi'ndeki medresesi de Bursa'daki ilk medrese yapılarından olup halen ayaktadır.
Han ve Bedestenler: Eskiden bedesten olarak, Orhan Bey'in yaptırdığı Emir Hanı kullanılıyordu. Daha sonra bugün bile aynı amaçla kullanılan Yıldırım Bayezid'ın yaptırdığı Bedesten kullanılmaya başlan¬mıştır. Bedesten, Bursa Çarşısının merkezinde yer alıp diğer çarşılar bu¬nun çevresinde kurulmuştur.
Bursa'da, Anadolu ile Rumeli arasında bir ticaret merkezi durumuna geldiği için bir çok han yapılmıştır. Han ve bedestenler de birer ticaret borsası, birer fabrikaydı aslında. Bursa'da 25 kadar han yapılmışken bunlardan sadece 13 tanesi ayakta kalmıştır. Bursa'daki hanlar, belli tip malların belli merkezlerde toplanarak örgütsel bir kuruluş içinde alınıp satıldıkları yerlerdir. Bu nedenle hanlar İpek, Koza, Yoğurt, Bezir, Nalbur, Katır Han gibi adlar almışlardır.
Sivil Mimari
Bursa Evleri: Eski Bursa evleri de, Bursa'nın önemli anıtları arasında sayılabilir. Kendine özgü tekniği ve mimari yapısıyla dikkat çeken Bursa evleri ne yazık ki, tüm önlemlere karşın yok olmaktadır. Bursa'da çeşitli sosyal gurupların yaşadıkları evlerin farklı olduğu anlaşılır. Ancak çoğunlukla Bursa evlerinde; üstte üç oda, altta bir oda, bir sofa ve bir fırın vardır. Tarihi Bursa evlerinin hemen tümünün bahçeli, ev içinde akar çeşmesi bulunmaktadır. Bazı evlerde ise; iki alt oda, iki sofa, bir bodrum, bir üst oda bulunur. Ülkemizde ayakta kalmış en eski ev örneği Somuncu Baba Evi'dir. Ayrıca Bursa'da çok sayıda 17, 18 ve 19. yüzyıldan kalma tarihi ev vardır.
Çeşmeler: Bursa'yı gezen tüm gezginler, Bursa'nın yeşilinden olduğu kadar her köşesinde şırıldayan çeşmelerinden de söz ederler. Bursa'nın her köşesine yapılan mahalle çeşmelerinin yanı sıra, sebiller, selsebiller ve evlerin bahçelerinde fıskiyeli havuzlar bulunurdu. Bugün Bursa çeşmelerinin yüzde sekseni yok olmuştur.
Ekonomik ve Sosyal Yapılar
Köprüler: Bursa kenti ve ovasından çok sayıda dere geçtiği için, bu dereler üzerine çokça güzel köprüler yapılmıştır. İlk Osmanlı köprüsü sayabileceğimiz Nilüfer Köprüsü'nden başlayan bu güzel gelenek, Türkiye'de örneği olmayan Irgandı Köprüsü'yle sürmüştür. Bugün Bursa'da; Abdal, Nilüfer, Mihraplı, Setbaşı, Irgandı, Tatarlar köprüleri gibi çok eski köprüler vardır.
Üzerinde otuz dükkan, ahır ve depoların bulunması özelliği ile dünyada benzeri olmayan Irgandı Köprüsü'nün yanı sıra; günümüz Bursa'sında özgün yapısını kaybetmeden gelen en önemli bir diğer tarihi köprü Abdal Köprüsü'dür. 1677 yılında yapılan köprünün on iki kemer boşluğundan günümüzde sadece yedisi görülebilmektedir. 70 metre uzunluğunda ve 4.80 m. genişliğindeki tarihi köprünün diğer bölümleri toprak altında kalmıştır.
Darüşşifa: Yıldırım Külliyesinin bir parçası olan Dârüşşifâ 1390 yılında, Yıldırım Bayezid tarafından yaptırılmıştır. Osmanlı Devleti'nin ilk hastanesi olarak kabul edilir. 2001 yılında onarımı tamamlanarak Göz Hastanesi olarak yeniden hizmete açılmıştır.
Alternatif Turizm
İnanç Turizmi
Bursa, bir çok medeniyete ve dinlere beşiklik etmiş illerin başında gelir. Bursa'da İslam, Hıristiyanlık ve Musevilik dinlerine ait bir çok eser bulunmaktadır. 325 ve 787 yıllarına tarihlenen 1. ve 7. Konsül İznik'te toplanmıştır. İznik, Hıristiyan dinince kutsal kabul edilen ülkemizdeki 8 hac merkezinden biridir. Osmanlı'ya başkentlik yapmış olan Bursa günümüzde de "manevi başkent" olarak önemini korumaktadır.
Trekking
Kış turizmi ve kayak sporunun beşiği Uludağ, yaz döneminde de yürüyüş parkuru olarak kullanılmaktadır. Uludağ, böylece tüm yıl turizme açılmıştır. Yaz güneşinin karları eritmesi ile birlikte bambaşka bir çehreye bürünen Uludağ, doğa yürüyüşçülerinin gözdesi haline gelmiştir.
Termal Turizmi ve Kaplıcalar
Asırlardır dünyanın dört bir yanından insanlar şifa bulmak için Bursa kaplıcalarına gelmiştir. Kaplıcalar, ısıtmaya ihtiyaç duyulmadan sıcak suyun doğadan elde edildiği ve yapının içinde fazladan bir sıcak su havuzunun bulunduğu hamamlardır. Bursa'nın her kaplıca suyunun farklı hastalıkla iyi geldiği ilk kez, 1840'lı yıllarda araştırma yapan Dr. Bernard tarafından yazılmıştı.
Bursa'nın kaplıca suları, Bademli Bahçe ve Çekirge bölgelerinden çıkmaktadır. Her iki bölgeden çıkan suların kimyasal analizleri farklı olup, Çekirge sularına çelikli, Bademli Bahçe sularına ise kükürtlü sular denilmektedir. Bu sulardan şifa bulmak amacıyla her yıl düzenli olarak gelen birçok turist vardır.
Fuar Turizmi
(TÜYAP Bursa Uluslararası Fuar ve Kongre Merkezi)
TÜYAP Bursa Fuarcılık A.Ş. tarafından işletilen bu merkez Güney Marmara'nın en büyük fuar ve kongre merkezidir. Toplam 119.000 m2 alanda 15.000 m2 kapalı, 20.000 m2 açık fuar alanı uluslararası nitelikte imkânlar sunmaktadır. Fuar merkezinde 5000'er m2'lik iki fuar salonu, 2000 m2 fuaye, 2.000 m2'lik servis ve hizmet binası ve 1000 m2'lik toplantı ve kongre binası ile 2.000 araçlık ziyaretçi otoparkı, 2.000 araçlık katılımcılar için özel otopark ve 150 kişilik iki konferans salonu bulunmaktadır. Her farklı alanda yapılan 20 kadar fuar, çevre il ve ülkelerden katılımcı ve ziyaretçileri Bursa'ya çekmektedir.
Eğlence Hayatı :Gecelerin sokağı; Arap Şükrü
Bursa'da en önemli eğlence hayatı, mesire kültürüdür. Kent içinde ve dışında birbirinden ferah ve yeşil mesireler Bursalıların en önemli eğlence mekânları olmuştur. Temenyeri, Pınarbaşı, Veyselkarani, Acemler ve Geçit gibi mesireler Bursa'nın en rağbet görenleriydi.
Bursa'nın Çiçek Pasajı olan Arap Şükrü Sokağı kentin en gözde eğlence mekânıdır. Bu sokağın tarihi, biraz da Bursa'nın tarihidir. Bursa'nın Osmanlılar tarafından fethinin ardından, Orhan Gazi tarafından kale surlarının hemen dibinde yer alan bu mahalleye Musevilerin yerleşmesine izin verir. Ve ardından bu mahallede sinagog da yapılır. İspanya'dan sürülen Yahudiler 1492 yılında II. Beyazid tarafından bu sokağa yerleştirilir.
"Yahudi Mahallesi" olarak bilinen Arap Şükrü Sokağı, son 50 yılda büyük bir değişim geçirip Bursa'nın eğlence merkezi olmuştur. Bursa'da yaşamlarını sürdüren 20-30 hane Yahudi'nin ibadet ettiği Geruş ve Mayor Sinagogları da bu sokaktadır.
Arap Şükrü isimli bir esnaf bu sokakta bir mekân açınca, sokak da gelişmeye başlıyor ve zamanla Arap Şükrü'nün çocuklarının yeni mekanlar açmasıyla sokak araç trafiğine kapatılıp ve bugünkü halini alıyor. Arap Şükrü, Bursa gecelerinin sokağıdır. Bu gecelerde insanlar, yudum yudum Bursa'yı demlenir, içtenliğin gezintisine çıkarlar.
Çok Felaketler Gördü Bursa
Acı yıllar
Bursa, bir taraftan imar edilirken diğer yandan da istila, yangın ve depremlerle büyük felaketler yaşadı. Yaşanan bu felaketler, en çok Bursa'nın tarihi yapılarına büyük zarar vermiştir.
Bursa'nın ilk büyük felaketi, 1402 yılında Timur istilasıyla yaşandı. 1414 yılında ise Karamanoğlu Mehmet Bey felaketi yaşandı. Kenti günlerce kuşatan Mehmet Bey, Orhan Camii ve çevresini yakmıştı. 1481 yılında, Cem Sultan'ın Bursa'daki saltanatı sırasında da, büyük tahribatlar yaşanmıştı.
Bursa'yı etkileyen en büyük felaketlerden biri de, tüm Anadolu'yu kasıp kavuran 1607 yılındaki Celali isyanları sırasında yaşandı. Beylerbeyi olma talebi reddedilen Kalenderoğlu, Bursa'ya saldırdı. Bursalılar, kenti savunmak için büyük mücadeleler verdi. Kalenderoğlu, Bursa halkının bu şiddetli direnişi karşısında kenti işgal edemeden, dış mahalleleri yağmalayarak işgalden vazgeçti.
Yangınlar
Bursa, lodosu ve evlerinin ahşap yapısı nedeniyle sık sık yangınlarla tahrip olmuştur. 2 Şubat 1489 tarihinde meydana gelen bir yangın sonucu ise, Bursa'da 25 mahalle tamamıyla yanmıştır. 7 Ağustos 1491 tarihindeki yangında da Bursa'daki birçok anıt yapı tahrip oldu. 1520 yılındaki deprem sonrası yangında ise, kentin yarısı yok olmuştu. 1590 yılında yine aynı büyüklükte bir yangın yaşayan Bursa'da, 1728 yılında da Kayan Çarşısı yangını oldu. 1756 yılında çıkan yangında ise Sipahi Pazarı, Geyve Hanı, Çıra Pazarı ve Saraçhane gibi yerler büyük tahribat gördü. Ufak tefek yangınlar dışında 1761-1804 yılları arasında yedi büyük yangın geçiren Bursa'da, 1801 yılındaki yangında kentin üçte ikisi yanmıştı.
1801 yangını, Bursa tarihindeki en büyük yangındır. Bursa tarihinde en kara gün, kuşkusuz 9 Şubat 1855 tarihindeki 7,5 şiddetindeki deprem ve sonrasında çıkan yangınlardır. Bu tarihte Bursa'daki konutların neredeyse tamamı tahrip olmuştu.
Bursa'nın en son ve önemli yangını 1958 Kapalıçarşı yangınıdır. Bu yangında tüm Kapalıçarşı yanmış, yangın Ulucami ve hanları da etkisi altına almıştı.
Depremlerin yok ettiği Bursa
Bursa birinci derecede deprem kuşağında olup yıllar içinde zaman zaman şiddetli ve yıkıcı depremler yaşamıştır. Bursa ve çevresindeki yıkıcı depremlerin genel olarak 100-150'şer yıllık periyotlarla seyrettiğini anlıyoruz.
Bölgemizde kayıtlara geçmiş en eski deprem 32 yılında idi. Şair Phegon bu depremde tüm İznik'in yıkıldığını yazıyor. Bu büyük deprem sonucunda, Plinius'a göre Besbikos olarak anılan İmralı Adası, karaya bitişik iken ayrılıp ada olmuştur.
Daha sonra 120 yılında Bursa bölgesi daha büyük bir deprem yaşadı. 150 yılındaki ufak depremden sonra bölgede kısa aralıklarla 362 ve 368 yıllarında depremler yaşandı. 11 Ekim 368 tarihindeki depremde, ilk Hıristiyan konsülünün toplandığı Senatus Sarayı denize gömüldü. İznik'ten 28 km. uzaklıkta olan Karamürsel de, tümüyle yok oldu. 740 yılındaki depremde ise Bursa bölgesinde önemli tahribat yaşandı.
1065 yılının Eylül ayındaki büyük deprem ve ardından gelen diğer artçı depremlerde İznik'teki tüm yapılar gibi surlar da yıkılmıştı. Bu deprem sırasında, İznik Gölü kıyısında bulunan Sölöz'deki Pthopolis ile Orhangazi yakınlarında bulunan Bassilinopolis kentleri yeraltına gömüldü.
Daha sonra 1417, 1509, 1674 yıllarında Bursa bölgesi şiddetli depremlerle sarsılmıştı. 1767 yılında Bursa'da bir deprem yaşandığını Carsten Niebuhr adlı gezginin anılarından öğreniyoruz.
Bursa ve çevresinde en son yıkıcı deprem 1855 yılında gerçekleşmişti. 7,5 şiddetindeki bu deprem o kadar dramatik bir biçimde anlatılmıştır ki kaynaklarda "Küçük Kıyamet" olarak geçmektedir. Gezginlerden Perrot'a göre: "Bursa'da en büyük darbe 1855 yılında olmuş. İki aylık aralıklarla iki korkunç sarsıntı kenti alt üst etmiş, Bursa neredeyse tümüyle yok olmuş." Avedis Berberyan'a göre ise 1855 depreminde; camiler, türbeler, çarşılar ve hanlar gibi çok sayıda yapı harap oldu.
Çıkan yangın, ahşap yapıları ve 3 bin kadar evi yaktı. Yıkıntılar altında 2 binden fazla insan yaşamını yitirdi.
Son olarak 17 Ağustos 1999 tarihindeki İzmit merkezli depremde de Bursa ve çevresi etkilendi. Bazı ufak tahribatlar yaşadı.
Bugün Bursa, geçmişten ders alarak her an "fayların kırılabileceği ihtimali"ne karşı depreme hazırlıklı "sağlıklı bir kent olma" yolunda çalışmalarını sürdürmektedir.
Bir Göçmen Şehri Bursa
Bursa, göçlerle kurulmuş bir kenttir. Bursa'ya tarih süreç içinde çok çeşitli göç akınları olmuştu. Bu göçler sırasında çok çeşitli yerlerden, çok çeşitli ulus ve topluluklar yerleşmiştir.
Türklerden önce Bursa'da yaşayan Tyni'ler bile, Trakya'dan bu güzel beldeye göç etmişti. Daha sonra da Türkler, Orta Asya Bozkırlarından kopup gelmişlerdir Bursa'ya. Oğuzların Kayı, Eğdir, Boğdüz ve Alkaevli boyları göçtü. Bu arada, Kütahya'da bulunan Ermeniler, ardından da Yahudiler yerleşmiştir Bursa'ya.
15. yüzyılın başından itibaren ise, Celali kalkışması sırasında, Anadolu'nun çeşitli bölgelerinden kaçanlar Bursa'ya yerleşmiştir. Bu göçler öylesine çok olmuştur ki, 1530-1573 yılları arasında Bursa'da nüfus iki katına çıkmıştır.
1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı sonunda Bursa, işgal altında kalan Rumeli ve Kafkasya'daki Müslüman göçmenlerinin akınına uğradı. Halk arasında "93 Göçmenleri" olarak adlandırılan bu göçmenlerin en büyük bölümü, Hüdavendigar Eyaletine yerleştirilmiştir. Bu tarihte sadece Rusçuk'tan 30 bin göçmen Bursa'ya gelmişti. Kazan'dan gelenler Mollaarap'a, Kırım' dan gelenler Alacahırka ve Yeni Mahalle'ye, Kafkasya'dan gelenler Yıldırım'a yerleştirilmişti..
93 Göçmeni köylerinin hemen tümü dağlarda kurulmuştur. Ahmet Vefik Paşa tarafından yerleştirilen Rumeli göçmenlerinden 3.857 kişi kent içine, 11.591 kişi ise ilçe ve köylere yerleştirilmişti. 1886 tarihine kadar Bursa'ya gelen göçmen sayısının 60.254 kişiyi bulduğu bilinmektedir.
1880'li yıllarda başlayan bu toplu göçler sonunda Bursa merkez ilçede 18 yeni köy, 15 de yeni mahalle kurulmuştu. Gemlik'te 12 yeni köy, İnegöl'de de 32 yeni köy, üç de yeni mahalle kurulmuştu.
1912 yılındaki Balkan Savaşı sonrasında da, işgal altında kalan bölgelerdeki Türklerin büyük bölümü Bursa'ya göçmüştür. Ancak Balkan Savaşı'nda gelenlerin iskânı yapılmadan savaş çıktığı için bu göçmenler yerleştirilmemiş, ancak 1924 Mübadele Göçmenleri ile birlikte iskân edilmişlerdir.
Kurtuluş Savaşı sonunda ise Bursa'yı terk eden Ermeni ve Rumların yerine, Yunanistan'dan getirilen ve halk arasında "Mübadele" (değişim) göçmeni olarak anılan göçmenler yerleştirilmiştir. Yunanistan ile yapılan antlaşma gereği Bursa'ya, Yunanistan'dan gelen göçmenlerin dışında, evleri yanan veya yerlerini terk etmek zorunda kalanlar da iskân edilmiştir. Bu dönemde Bursa'ya toplam 39.808 göçmen yerleştirildiği görülmektedir.
Görüldüğü gibi bu göçmenlere, 1880'li yıllarda gelen 93 göçmenlerini de eklerseniz, neden; 'Bursa bir göçmen kentidir' dediğimizi daha iyi anlayabilirsiniz.
Bursa, 1950'lerin başlarından itibaren, başta Bulgaristan olmak üzere Balkanlardan göç etmek zorunda bırakılan Türklerin en fazla tercih ettikleri il olmuştur. 1951 göçünde Türkiye'ye gelenlerin yaklaşık 154.000, 1968'de gelenlerin yaklaşık 115.000, 1989'daki zorunlu göçle gelenlerin sayısının ise 200.000'i aştığı tahmin edilmektedir. 1987 nüfus tespitine göre il çapında nüfusun doğum yerlerine göre dağılımı şöyledir: Nüfusun yüzde 19'u yerli, yüzde 34'ü yurtdışından gelenler, yüzde 13'ü Doğu-Güneydoğu kökenliler, yüzde 18'i Kafkasya kökenliler ve yüzde 9'u Karadenizlilerdir.
Kurulan sanayi tesisleri nedeniyle, 1970'li yıllardan başlayarak Doğu Anadolu'dan büyük bir göçmen akınına uğrayan Bursa, özelikle son on beş yılda, Gürsü ile Görükle'ye dek gecekondularla adeta birleşmiştir. Ovada ise kent, Demirtaş'a kadar, sanayi tesisleri ve plansız yapılarla dolmuştur. 1967 yılında Bursa'da 13.684 gecekondu bulunuyordu. Gecekondu önleme bölgesi olarak, Ucuzmesken (Ertuğrulgazi) de yapılan toplu konutlar, gecekonduların yapımını engelleyememiş olup kent plansız şekilde gelişmesini sürdürmüştür. 1984 yılında ise Bursa'da bulunan 155 bin konuttan 90 bini ruhsatsızdı. Özellikle Bursa merkez başta olmak üzere, İnegöl, Gemlik, Orhangazi, M. Kemalpaşa büyük ölçüde; Doğu Anadolu, Güneydoğu Anadolu ve Karadeniz yöresinden gelen göçmen akınına uğramıştır. Bursa'nın gecekondu semtleri hemen tümüyle bu bölgelerden gelen göçmenler ile dolmuştur. Bu yörelerden gelen göçmenler, son yıllarda köylerde bile yerleşmeye ve yeni yeni köyler kurmaya başlamışlardır.
1989 yılında da büyük göçte Bursa'ya çok sayıda Bulgaristan göçmeni yerleşmiştir. Gelen bu göçmenler için Orhangazi, Kestel ve Bursa başta olmak üzere çok sayıda toplu konut yapılmıştır. Ancak son 10 yılda Bursa'ya gelen göçler azalmıştır.
Yaşayarak Değişen Bursa
Bursa Sivilleşiyor
Bursa, demokratik sivil toplum örgütleriyle birlikte 21. yüzyıla hazırlanıyor. Demokratik kitle örgütleri artık yavaş yavaş aktif olarak kent yönetimine katılıyor. Bursa'nın doğal ve kültürel varlığını korumak amacıyla çok sayıda dernek ve vakıf kurulmuştur. Sadece Bursa'nın doğal güzelliği ve çevre konusunda faaliyet gösteren birçok dernek ve vakıf bulunmaktadır. GÜMÇED ile Tema Vakfı, çevre konusunda Bursa'nın en duyarlı sivil kuruluşlarıdır. Bursa Araştırmaları Vakfı, Avrasya Etnografya Vakfı gibi çok sayıda dernek ve vakıf da Bursa'nın doğal ve kültürel dokusu için yoğun çaba göstermektedir. Özellikle de Kâzım Baykal'ın kişiliği ile bütünleşmiş Bursa Eski Eserleri Sevenleri Derneği, harap olmuş 136 tarihi eseri Bursa'ya kazandırmış güçlü bir sivil inisiyatif örgütüdür.
HABİTAT toplantıları ile dünyanın her kentinde oluşan yerel örgütlenmelerle Yerel Gündem 21 adlı sivil inisiyatifler, yerel yönetimlerde halkın katılımını sağlanmaya çalışıyor. Bursa da sivil inisiyatif gruplarının kent yönetiminde en faal olduğu kentlerden biridir. Ülkemizde, Yerel Gündem 21'in en geniş ve faal üyesi Bursa'dır. Halkın ve kentteki kitle örgütlerinin yer aldığı Şehir Konseyi'nin işlevi buna kanıt olarak gösterilebilir. Bursa'daki demokratik kitle örgütleri, yerel yönetimleri çok sıkı bir biçimde denetleyip yön vermektedir.
Bursa Barosu ile Kimya Mühendisleri Odası, birçok çevre sorununa karşı eylemci kuruluşlar olarak dikkat çekiyor. Jeoloji ve İnşaat Mühendisleri Odası da deprem konusunda kenti sürüklüyor. Kentin kültürel etkinliklerini ise Bursa Kültür ve Sanat Vakfı üstlenmiş durumda. İşçi ve memur sendikaları, Bursa'da on binlerce üyesi olan güçlü kuruluşlar olarak varlıklarını sürdürüyorlar. Bursa Ticaret ve Sanayi Odası BTSO ile Bursa sanayicileri ve işadamlarını bünyesinde toplayan "BUSİAD", düzenlediği sektör toplantıları ile, kentin sanayileşme profiline damgasını vurmaktadır. TMMOB ise, kente dair sadece öneriler sunmayıp, uygulanması konusunda da yöneticileri sürekli uyarmak suretiyle Bursa'nın gelişimine katkı sağlıyor.
Her şeyin başı sağlık
Yıldırım Bayezid'in 1390'da Bursa'da yaptırdığı Darüşşifa, Osmanlı Devleti'ndeki ilk sağlık kurumuydu. Darüşşifa, belgelerde Tımarhane diye de anılmaktadır. Çünkü bu hastane aynı zamanda akıl hastalarına da hizmet veriyordu.
Darüşşifa 1855 depreminde yıkıldıktan sonra, Bursa'ya müfettiş olarak gelen ünlü devlet adamı Ahmet Vefik Paşa, 1862 yılında sadece Bursa'ya değil, tüm bölgeye hizmet vermek üzere Hisar semtinde Damat Efendi Konağı diye anılan ev, hastaneye dönüştürülmüştü. Vefik Paşa'nın yaptırdığı Guraba Hastanesi yetersizleşince, Haşim İşcan döneminde, bugünkü yeni hastane binası hizmete açıldı (1951).
Bursa'da, azınlık ve yabancıların da hastaneleri vardı. Rumların hastanesi, Kırkmerdiven'in yanındaki Bâlibey Hanı'nda sekiz odadan oluşan bir mekândı. Setbaşı İlkokulu'nun bulunduğu yerde ise Boğosyan Ermeni Okulu'nun yanında bir Ermeni Hastanesi vardı. 1739 yılında da, Hocaalizade İlkokulu yanında, Fransız rahibelerine ait Sir Duşeile adlı bir hastane yaptırılmıştı.
Medrese'den Okul'a
Osmanlı Devleti'ndeki ilk medreseler İznik ve Bursa'da açılmıştı. Medreseler, başlangıçta sivil görünümlü iken, Fatih devrinden sonra birer dini eğitim kurumuna dönüşmüştür. 16. yüzyıl belgelerine göre Bursa'da 134 mahalle mektebi vardı. 1905-1906 yıllarında Bursa genelinde 33 medresede 10.471, 7 idadi okulunda 1.065, rüştiyelerde ise 1.972 öğrenci bulunurken, mahalle mektepleriyle iptidailerde ise toplam 125.245 öğrenci vardı. Ayrıca 24.765 de gayrimüslim öğrenci vardı.
19. yüzyılda Bursa'da Rum-Ortodoks cemaatinin Bursa ve kazalarında öğretim yapan 81 okulu vardı. Bursa'da yabancılara ait Amerikan Koleji ile üç Fransız, Yahudi cemaatine ait de iki okul vardı.
II. Meşrutiyet dönemi ile birlikte eğitime büyük önem verilmiş, 1908 yılında Bursa'da 720 yeni okul yaptırılmış, mevcut okulların da büyük bölümü onarılmıştı.
3 Mart 1924 tarihinde kabul edilen 'Öğrenimin Birleştirilmesi' (Tevhid-i Tedrisat) yasasıyla medreseler tarihe karışmış, eğitime devlet eliyle çağdaş bir içerik kazandırma seferberliği başlatılmıştır.
Bursa ilinde okuma ve yazma bilen nüfusun oranı ülke genelinde olduğu gibi her iki cinsiyet için de sürekli artış göstermektedir. 1935 yılında erkeklerin % 40'ı, kadınların % 20.1'i okuma yazma bilirken bu oran 2000 yılında erkeklerde % 96.2'ye, kadınlarda % 87.3'e yükselmiştir.
2004 yılı verilerine göre, Bursa il genelinde okuma yazma bilenlerin oranı %94 olup ilköğretimde okullaşma oranı yüzde 99, ortaöğretimde yüzde 86.56 kadardır. Bursa'daki 590 ilköğretim okulunda 11.042 öğretmen, 303.017 öğrenci bulunurken 137 orta öğretim kurumunda 5.672 öğretmen, 97.247 öğrenci öğrenim görmektedir. Uludağ Üniversitesi'nde ise 2.071 öğretim üyesi, 43.019 öğrenci bulunmaktadır.
Kültürlerin yoğrulduğu şehir
Bursa kenti, iki bin yılı aşkın tarihinde çok farklı kültürel etkiler altında kalmıştır. Bursa'da yedi asır, Müslümanlar ile Müslüman olmayan insanlar birlikte yaşamaktaydı. 85 yıl öncesine kadar Bursa'da, Müslüman olmayanların Müslüman nüfusa göre oranı üçte birini aşacak boyutlardaydı.
1487 yılında Bursa'da gayrimüslimlerin oranı yüzde 1.44, 1530 yılında yüzde 3.01, 1573 yılında ise yüzde 6.07'dir. Bu tarihten sonra gayrimüslimlerin oranı, Müslümanlara karşın sürekli artmıştır. Bunun önemli bir nedeni, Türklerin savaşlara gidip geri dönemeyişi ve ev-bark kuramayışıdır. Ayrıca Bursa'da önemli oranda, köle köyleri bulunmaktaydı. Bu kölelerin azat edildikten sonra, eski dinlerine tekrar döndükleri anlaşılıyor.
1831 yılında Bursa'da gayrimüslimlerin oranı bu tarihte yüzde 34.69'a çıkmıştır. 1880'li yıllarda "93 Göçmenlerinin" Bursa civarına yerleştirilmesi neticesinde 1894 yılında kent merkezinde Gayrimüslim oranı yüzde 22.36'ya, 1906 yılında ise yüzde 21.77'ye düşmüştür.
20. yüzyılın başına geldiğinde Bursa'daki Müslümanlar ile Hıristiyanlar arasında dinsel farkın dışında neredeyse hiçbir farkın kalmadığı görülmektedir.
Gayrimüslimlerin Bursa'ya Katkısı
Bugün sadece 40-50 hane Gayrimüslim Yahudi'nin ikamet ettiği Bursa'da, yakın geçmişte gayrimüslimlerin oldukça rahat bir ortam içinde yaşadığı belgelerden anlaşılıyor. Bursa'da Müslüman, Hıristiyan ve Yahudilerin uyumlu bir beraberlik sürdürdüğü görülmektedir. Yahudiler kuyumculuk, terzilik ve bankerlik yaparken Rumlar meyhanecilik, ipekçilik yapmaktaydı. Müslümanlar ise yöneticilik ve tarım ile uğraşmaktaydı. Bu unsurlar Bursa'da birbirleriyle çelişmediği gibi tersine birbirini tamamlayan, birbirlerine ihtiyacı olan bir ilişki içindeydi. Gayrimüslim mahallelerinde de ortak sandıkları bulunup bu sandığa mal ve para bırakılırdı. Bursa'da bir Rum papaz, bir Müslüman'dan borç alabiliyor, bir naib, Hac'a giderken parasını papaza emanet bırakabiliyordu. Gayrimüslimlerin büyük bölümü sanat sahibi ve ekonomik açıdan da çok iyi durumdaydı. Mahallelerindeki yöneticileri, bekçileri ve din adamlarını kendileri seçerdi. Dinsel açıdan da oldukça rahat durumdaydılar.
Örneğin Osmanlılara esir düşen Selanik Başpiskoposu Gregory Palamas'e esir muamelesi değil din adamı muamelesi yapılmıştır. Nitekim Başpiskopos, yazmış olduğu mektuplarda, "Türk yönetimi altındaki Hıristiyanları tam bir serbestlik içinde gördüğünü" ifade ediyordu. Bir başka Hıristiyan araştırmacı Paul Wittek ise "Bursa ve İznik'te Türklerin Yahudi ve Hıristiyanlara hoşgörü esasına dayalı bir ilişki içinde olduklarını, Osmanlı'nın farklı din ve kültüre mensup kişiler arasında kaynaşmayı kolaylaştırıcı siyaset güttüğünü" belirtmiştir.
Cumhuriyet öncesinde Bursa merkezde 10, il genelinde ise 100'ü aşkın kilise vardı. Merkezde üç de sinagog bulunuyordu. Bugün ise Bursa'da iki kilise ile iki sinagog ibadete açıktır.
Bursa'da 1920 yılına dek Rum ve Ermenilerle Türkler arasında ciddi hiçbir çatışmaya rastlanmamıştır. Gerek 1894-96 ve gerekse de 1909 Ermeni olayları sırasında Bursa'da hiçbir olay yaşanmadığı gibi, olayları gözlemeye çıkan Tanin gazetesi muhabiri Ahmet Şerif şu notu düşmüştür: "Bursa'da, Meşrutiyetten sonra özellikle Hıristiyan vatandaşlar, kent içinde tam bir güven içinde geziyorlar. Bursa'da çeşitli dinlere bağlı kimseler birbirleriyle çok güzel geçiniyorlar."
Bursa'da yaşayan Rum, Ermeni ve Yahudilerin, Bursa kültür ve sanatına da ciddi katkıda bulundukları görülmektedir. Örneğin, Bursalı ünlü hekim Aristidi Paşa, tarih yazarı Hasan Sırrı Orikagasızade ve Bursa'nın en önemli zenginliği olan ipeğin en büyük uzmanı Ermeni asıllı Kevork Torkomyan; Ermeni asıllı yazar Ohannes Deroyentz, Ermeni asıllı ünlü yorumcu ve besteci olan Bemim Şen gibi çok sayıda Bursalı gayrimüslim Türk bilim, sanat ve kültürüne ciddi katkılarda bulunmuşlardır.
Kısaca Bursa'nın fethi esnasında olsun, Cumhuriyet döneminde olsun Bursa halkı ve idarecileri farklı kültürlere ve etnik unsurlara hoşgörü ve eşitlik çerçevesinde yaklaşmış olup gayrimüslimlerin dini törenlerine, ibadetlerine hiçbir zaman engel olmamışlardır.
Bursa’yı Bursa Yapanlar
Asırlardır bir kültür ve bilim merkezi olan Bursa'da çok sayıda şair, yazar ve bilim adamı yetişmiştir. Bursa'nın yetiştirdiği aydınların oluşturduğu ışık ile Bursa daha çok aydınlanmıştır. Bursa, aydınlarından etkilendiği kadar, değerleriyle de aydınları etkilemiştir. Bursa'dan yetişen aydınlar sadece Bursa'yı değil, tüm ülkemizi aydınlatmıştır. Bursa'da yetişen yüzlerce aydından size sadece birkaçını tanıtabileceğiz.
Bursa'nın güzellerini yazan şair; Lami'i Çelebi
Ünlü divan şairi. Asıl adı Mahmut'tur. 1472 yılında Bursa'da doğdu. II. Bayezıt'in hazine defterdarı Osman Çelebi'nin oğludur. Annesi Dilşad Hatun'dur. Ünlü Nakkaş Ali'nin torunudur. İçten gelen şiirlerinde, düzyazının akıcılığını, güzelliğini yaydığı için Lami'i mahlasını almıştır. Molla Cami'nin kitaplarını Türkçe'ye çevirdiği için Cami-i Rum lakabıyla anılmıştır. 30 kadar kitabı bulunur. Şiirlerinden oluşan Divan'ı ile Ferhatname ve Şehrengiz en çok bilinen eserleridir.
Gönüllerin sultanı; Emir Sultan
Bursalı ünlü derviş. Asıl adı Seyyid Şemseddin Mehmet'tir. 1386 yılında Buhara'da doğmuştur. Seyid Ali adlı bir çömlekçinin oğlu olan Emir Sultan, Buhara'da Kübreviye tarikatına girdi. Hac dönüşü Bursa'ya yerleşen Emir Sultan, Molla Fenari'nin öğrencisi oldu. Yıldırım Bayezıt'ın kızı Hundi Hatun ile evlendi. 1422 yılında, II. Murat'ın İstanbul kuşatmasına dervişleriyle birlikte katıldı. Bursa'da en çok ünlenen derviş olan Emir Sultan'ın, bugün de aynı görkemiyle duran ünlü camiyi yaptırması ününün daha fazla artmasını sağlamıştır. Osmanlı sultanları I. Bayezıt, I. Mehmet ve II. Murat; şeyhe saygı gösterip, onun eliyle kılıç kuşanmışlardır. 1429 yılında Bursa'da yaşamını yitiren Emir Sultan'ın mezarı Bursa'da adıyla anılan semtteki cami avlusunda bulunan türbesindedir.
Asırlardır okunan mevlidin yazarı; Süleyman Çelebi
Bursalı ünlü mevlit yazarı ve divan şairi. 1351 yılında Bursa'da doğmuştur. Vezir Ahmet Paşa'nın oğludur. Süleyman Dede olarak da tanınmıştır. Emir Sultan'ın halifesi olan şair, bazı kaynaklara göre Yıldırım, bazılarına göre ise Ulucami imamı idi. 1422 yılında Bursa'da öldü. Çekirge yolundaki Yoğurtlubaba Mezarlığı'nda bulunan türbesinde meftundur. Osmanlı şiirinin kurucusu sayılır. İslam dünyasında en çok tanınan Mevlit birçok dilde basılmıştır. Türkçe baskıları da oldukça fazladır. Şairin Vesiletü'n-Necat adlı mevlidinin dışında da bir çok başka şiiri biyografi kitaplarında yer alır.
Bursa'nın güldüren yüzü; Cemal Nadir Güler
Karikatür sanatçısı. 1902 yılında Bursa'da doğdu. Yapıtlarıyla karikatür sanatının geniş kitleler tarafından benimsenip sevilmesini sağlayarak büyük ün kazandı. İlk karikatürü 1920'de, İstanbul'da çıkan Diken adlı gülmece dergisinde yayınlandı. Günlük karikatürleri ve başta "Amcabey" olmak üzere yarattığı tipler, kısa zamanda çok tutuldu. Radyo skeçleri yazdı, bunların bir bölümü Ankara Radyosu'nda oynandı. Bir oyunu, İstanbul Şehir Tiyatroları'nda kısa süre sahnelendi. Karikatürün günlük gazetelere girmesine öncülük yaptı. 27 Şubat 1947 günü yaşamını yitirdi. Çok sayıda albümü yayınlanmıştır.
Renk cambazı ressam; Şefik Bursalı
Ressam. 1903 yılında Bursa'da doğdu. Lise çağında bir süre Cemal Nadir'in (Güler) yanında tabelacılık yaptı. Sanayi-i Nefise Mektebi'ne (Güzel Sanatlar Akademisi) girdi. 1937'de İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi'nde öğretim üyesi oldu ve 30 yıl süreyle görev yaptı. Devlet resim ve heykel sergilerinde 1966'da birincilik; 1973, 1980 ve 1982'de başarı ödülleri kazandı. 1986'da Kültür ve Turizm Bakanlığı'nca "Kültür ve Sanat Büyük Ödülü"ne layık görüldü. 1990 yılında öldü. Natürmort ve portre türlerinde de ürün vermekle birlikte daha çok "manzara ressamı" olarak tanındı. Ankara Çankaya'daki atölye-evi, sanatçının eşi Mediha Bursalı tarafından Kültür Bakanlığı'na bağışlandı ve "Kültür Bakanlığı Şefik Bursalı Müzeevi" adı ile açıldı.
Bir efsane; Zeki Müren
Ses sanatçısı, besteci ve sinema oyuncusu. 1931 yılında Bursa'da doğdu. Bursa'da başladığı öğrenimine İstanbul Boğaziçi Lisesi'nde devam etti. Güzel Sanatlar Akademisi'nin Dekoratif Sanatlar Bölümünü bitirdi. Müren, ilk musiki derslerini Tamburi İzzet Gerçeker'den aldıktan sonra Bursa Türk Musikisi Derneği'nde yeteneğini geliştirdi. 1950'de radyo sınavına girdi, üstün başarı elde edere k İstanbul Radyosu'nda solo programlar yapmaya başladı. 1955 yılında sahneye geçti. 1955'te Manolyam adlı şarkısıyla ünü bütün ülkeyi sardı ve bu bestesiyle Türkiye'de "altın plak" ödülü alan ilk sanatçı oldu. 1954'te ilk filmi olan Beklenen Şarkı'da oynadı. Bunu birbiri ardından çevirdiği 17 filmde daha başrol oynaması izledi.
Uzun yıllar sahnelerin, radyo ve televizyonların en çok aranılan sanatçısı oldu ve "Sanat Güneşi" olarak anıldı. 200'den fazla plak ve kaset yaptı. 24 Eylül 1996 tarihinde TRT İzmir Stüdyosu'nda düzenlenen bir törende, geçirdiği kalp krizi sonucu öldü. Yapıtlarından bazıları: Yoksun Bu Gece Yine Zehroldu Serabım (Rast), Bir Tatlı Tebessümün Bin Vuslata Bedeldir (Uşşak), Bülbül Aşıkmış Güle Gül Naz Eder Bülbüle (Nihavend), Şimdi Uzaklardasın Gönül Hicranla Doldu (Suzinak), Uzun Yıllar Bekledim Hakikat Oldu Rüyam (Kürdilihicazkâr), Bir Yaz Yağmuru Gibi Geçiverdi Aşkımız (Hicaz).
Bursa'nın kilit taşı; Hacı İvaz Paşa
Bursalı ünlü yönetici, asker, hattat ve mimar. Asıl adı Mehmet olan İvaz Paşa, Tokatlı Ahi Bayezid'in oğludur. Tımarlı sipahi olan Paşa, Tokat Subaşısı ve Bursa kale dizdarlığı da yapmıştır. Timur ve Karaman istilası sırasında Bursa kapılarını açmadığı için göze girmiştir. Ankara Savaş'ına da katılan İvaz Paşa, Fetret Dönemi'nde Çelebi Mehmet'i destekledi. Kardeşler Savaşında Bursa'yı savundu. II. Murat döneminde vezir oldu. 1428 yılında veba hastalığından yaşamını yitiren Hacı İvaz Paşa'nın mezarı, Hacıivazpaşa Sokağı'ndadır. Yeşil Türbe'nin de mimarıdır. Kosova'da cami, medrese, hamam, Bursa'da çarşı, mescit ve İmadiye Medresesini yaptırmıştır.
İlk sivil cumhurbaşkanı; Celal Bayar
Gemlik Umurbeyli devlet adamı, Türkiye'nin 3. Cumhurbaşkanı. 1883 yılında Umurbey'de doğdu. Babası öğretmen Abdullah Fehmi olup Bulgaristan göçmenidir. Bir süre Gemlik Rejisi, Ziraat Bankası ve bir yabancı bankanın memurluklarında çalıştı. Genç yaşlarda siyasete atıldı. İttihat ve Terakki'ye girerek önemli görevlerde bulundu. Bu partinin çıkardığı Halka Doğru adlı derginin sorumlu yönetmeni oldu, yazılar yazdı. Kurtuluş Savaşı sırasında Galip Hoca lakabıyla, özellikle Ege'deki köyleri tek tek gezerek direnişin örgütlenmesinde katkıda bulundu. 1920 yılında, Son Osmanlı Meclisi'ne Saruhan Milletvekili olarak seçildi.
Kurtuluş Savaşı'nda büyük yararlılıkları olan Bayar'ın Kurtuluş'tan sonraki katkıları çok daha fazladır. Yeni Cumhuriyetin ekonomisi adeta ondan sorulurdu. İş Bankası'nı kurup ilk Genel Müdürlüğü'nü yaptı. 1932 yılında Ekonomi Bakanı olan Bayar, 1937'de Başbakan oldu. 1939 yılında bu görevinden ayrılan Bayar, daha sonra Demokrat Parti hareketi içinde yer alıp, 1946 yılında Demokrat Parti'nin kurulması ile Türkiye'yi yeni bir ortama soktu. Çok partili sisteme geçilmesinde katkısı oldu. 1950 yılında Türkiye'nin üçüncü Cumhurbaşkanı oldu. 1960 Darbesi ile yargılanıp idam cezası verilmesine karşın, cezası hapse dönüştürülmüştür. 1964 yılında cezaevinden çıkan Bayar, daha sonra da siyasetle yakından ilgilendi. 12 Ağustos 1986 tarihinde, 103 yaşında yaşamını yitiren Bayar'ın köyünde görkemli bir Anıtmezarı vardır. Köyündeki evi, 1970 yılında özel eşyalarından oluşan bir müzeye çevrilmiştir.
Bursa’yı Bursa Yapan Değerler
Yeşil Bursa
Bursa, yeşil ile anılan ülkemizin tek şehridir. Bursa'ya gelen gezginlerin Bursa'da en çok dikkat çektikleri özelliği de yeşil dokusuydu. Bugün Bursa Ovası büyük ölçüde yapılaşmış, kent içinde de yüksek apartmanlar yeşil dokuyu yok etmiştir. Artık günümüzde Bursa yeşiliyle anılmıyor. Ancak Bursa'nın yaşlı çınarları, her şeye karşın büyük ölçüde ayakta kalarak direniyor.
"Gökte teleferik, yaslanır dağa
Mavi, yeşil, beyaz kucak kucağa"
(Nedim Uçar)
Asırların kahrını çekmiş ulu çınar; Bursa
Bursa bir çınara benzer; çünkü dünyanın dört bir yanına uzayan kökleri ve dalarıyla Anadolu'nun en eski kentlerinden biridir...
Kentlerin de, ağaçlar gibi sadece dalları, gövdesi ve yaprakları yoktur, onu yere sımsıkı bağlayan kökleri vardır. Kentleri de, ağaçlar gibi söküp atamaz ya da bir başka yere taşıyamazsınız. Ağaçların dallarını, yapraklarını nasıl kökler besliyorsa, kentleri de, görünmeyen kökleri, tarihi besler... Bir kentin köklerini, ağacın kökleri gibi göremezsiniz ama kökleri olmasa kentleri ayakta tutamazsınız. Kentlerin köklerini ise, temiz bir geçmiş besler. Her kentin bir ruhu, bir belleği vardır. Tarihi ve kültürü ile beslenen kentin ortak ruhu, hemşerilik duygusunun gelişmesini sağlar...
Bursa'nın her köşesinde, asırlık yaşlı çınarlar olduğu gibi, sakinlerini gölgesinde ağırlayan genç ve gürbüz çınarlar da var; tıpkı yeni Türk devleti gibi genç ve dinamik ama kökleri çok derinlerde... ‘Çınarlı yeşil bir limandır' Bursa. Çınarlar, Bursa'yı yeşil bir deniz yapmıştır.
Bursa'nın "yeşil" imajını korumak amacıyla çeşitli projeler geliştiren Büyükşehir Belediyesi, fidan dikme kampanyaları, kentteki tanımsız alanların ağaçlandırılması ve yeni rekreasyon alanları yaratılmasına yönelik çalışmalar yürütüyor. Çalışmalar kapsamında 1997 yılında belirlenen "Ağaç Koruma Politikası" ile de tarihe tanıklık eden onlarca anıt ağaç koruma altına alınmıştır.
"Ağaç Koruma Politikası" çerçevesinde cadde, sokak ve parklardaki anıt ağaçların bakımı, tedavi ve restorasyonu yapılarak, envanterleri çıkarılmaktadır.
Buna göre, Bursa'da yaşları 100 ile 600 arasında değişen 833 anıt ağaç bulunuyor. Bunlardan 315'inin tescil işlemleri tamamlanırken, 518'i için de envanter kartı çıkarıldı.
Kentte "doğu çınarı"ndan "saplı meşe"ye, "gümüşi ıhlamur"dan "çiçekli manolya"ya kadar 11 farklı türde anıt ağaç olduğu belirlenmiştir. Şu ana kadar tespit edilen en yaşlı ağaç Hürriyet Mahallesi'ndeki Nostalji Bahçesi'nde bulunan 608 yaşındaki çınar ağacı...
Osmanlı kadar yaşlı, Cumhuriyet kadar gürbüz bir çınar; İnkaya Çınarı
Bursa'nın kuzeyindeki Oyukçınar Mahallesi'ne adını veren çınar ağacı 18,2 metre gövde genişliği ile Türkiye'nin en büyük ağacıydı. Halkalı ve Dudaklı Çınarı ile, her yıl içinde leyleklerin yuva yaptığı Kiremitçi Çınarı Osmanlı ile yaşıt Bursa çınarlarıdır.
Çekirge'de Uludağ yolu üzerindeki İnkaya köyünde, aynı adla bilinen 598 yaşındaki çınar, dünyaca ünlüdür. Adını, Osmanlı Devleti'nin ilk köylerinden biri olan Uludağ Yolu üzerindeki İnkaya Köyü'nden alan çınar ağacı 13 ana kola sahiptir. "İnkaya Çınarı"nın boyu 35 metredir. Dallarının kalınlığı 3-4 metreyi bulan çınar 9.2 metrelik çevresiyle Türkiye'nin en yaşlı ağaçlarından biridir.
Dünyada adına bayram yapılan tek çiçek; erguvan
Bursa'da, 14. yüzyıldan Cumhuriyet dönemine kadar asırlarca bir ağaç adına bayram yapılmıştır. Erguvan Bayramı olarak anılan bu tören Emir Sultan'a atfedilir. Çok eski bir Anadolu veya Bursa geleneği olan Erguvan Bayramı son 4-5 yıldır yeniden ve başka biçimde canlanmıştır. 17. yüzyılda Evliya Çelebi, Erguvan Bayramını şöyle anlatıyor: "Yılda bir kez Emirsultan'da, ‘Erguvan töreni' düzenlenir. Her taraftan deniz gibi insan toplanır ki, bu kalabalık töreni anlatmakta kalem yetersizdir. Böyle bir tören ancak Emir Sultan sevgisi ile olur."
Olimpos'tan Keşiş'e; Uludağ
Uludağ 2.543 metre yüksekliği ile kuzey-batı Anadolu'nun en yüksek zirvesini oluşturmaktadır. Bu yönü ile amatör dağcıların ve traking yapanların uğrak yerlerindendir. Uludağ 1961 yılında Milli Park ilan edilmiştir. Alanı 12.762 hektardır. Uludağ Milli Parkı kayak sporları merkezi olmanın yanı sıra, zirvede bulunan buzul devri izlerinden olan sirk gölleri (4 adet), Uludağ ve yörede bulunan endemik orman ağacı türü olan, sadece Uludağ'da bulunan 19 adet bitki türü ve dünyada ender rastlanılan Apollon kelebeği kaynak değerleri oluşturmaktadır. Uludağ'da 800'e yakın farklı bitki türü bulunmaktadır. Yapılan bilimsel araştırmalarda Uludağ'a özgü 19 endemik bitki tespit edilmiştir. Bizans öncesinde Olimpos olarak anılan dağ, Bizans döneminde manastırlarla dolu olduğu için Keşiş Dağı olarak da isimlendirilmiştir.
Kaplıcalar ve sağlık şehri; Bursa
Bursa, hamam ve özellikle kaplıcalar açısından dünyanın en zengin kentlerinden biridir. Bursa kaplıcalarıyla ilgili en erken bilgi, 82 yılında Dion'un konuşmalarında görülür. Osmanlılar, bir yandan Bizans'tan kalma hamamları onarırken, bir yandan da kendileri için yeni kaplıcalar, termal hamamlar yaptılar.
Bursa'nın kaplıca suları şehrin batısındaki Bademli Bahçe ve Çekirge bölgelerinden çıkar. Her iki bölgeden çıkan termal suların kimyasal analizleri farklı olduğu gibi, aynı bölgeden çıkanlarınki de farklıdır. Buna göre kaynakların aralarında bağlantı olmadığı kabul edilebilir. Çekirge'de bulunan sulara çelikli, Bademli Bahçe'de bulunanlara kükürtlü sular denir. Kara Mustafa Kaplıcası'nın suyu ise tamamen farklıdır. Vakıf Bahçe'de bulunan kâgir depodan çıkan su 32 yere verilir. Bunlar arasında hamamlar oteller ile şahısların evleri vardır. Eski Kaplıca, Bursa'nın en eski ve en büyük kaplıcasıdır.
İstatistiki verilere göre 1927 yılında Bursa'da 50 hamam vardı. Tarihi hamamlardan bugün ancak 37'si ayakta kalmıştır. Köylerdeki tarihi hamam kalıntılarının sayısı ise 100'ü aşmaktadır.
Bursa'nın kadifemsi meyvesi; şeftali
Bursa, şeftalisiyle ünlü bir şehirdir. Bursa'da çok farklı türleri yetişen şeftali, yaz aylarının en sevilen meyvelerinden biridir. Dünyaya Çin'den yayıldığı düşünülen şeftali uzun yaşam ve ölümsüzlük sembolü olarak görülür. Şeftali ağacı ortalama 30 yıl yaşar, hatta Bursa'da en çok 15-20 yıl sonra ağaçları sökülür. Bol sulu olup, tatlı meyvesinin en önemli özelliği kabuğunun tüylü olmasıdır. Bu kadifemsi dokudan hoşlanmayanlar için son yıllarda Bursa'da nektarin denilen tüysüz bir çeşidi yaygın olarak üretilmeye başlanmıştır. Çekirdeği kolay ayrılana yarma, ete yapışık olana et şeftalisi denir. Yarma şeftali genellikle taze meyve olarak tüketilir. Et şeftalisi ise konserve yapımında kullanılır. Ülkemizde beyaz ve sarı etli olarak bilinen iki tür vardır. Bursa Ovası'nın yapılaşmaya açılmasıyla şeftali üretim alanları da git gide azalmaktadır.
"Kestane kebap Yemesi sevap,"
Bursa'nın özgün ürünlerinden biri de kestanedir. Bursa'da aşılı kestaneler büyük alanlar kaplamaktaydı. Yiğitali köyünden, İnegöl-Oylat bölgesine kadarki alan önceleri tümüyle kestane ağaçlarıyla kaplıydı. İç pazarda, sofralık olarak daha ziyade aşı kestaneler müşteri bulur. Çabuk dağıldığından, bu tür kestaneler şekerciler tarafından kullanılmaz. "Karaaşlama" denilen bu cins kaynatılarak ya da kavrularak tüketilir. "Turfanda" kestane cinsi şeker sanayinde kullanılır. Bursa'nın ünlü kestane şekerleri de küçük taneli olan bu kestanelerden yapılır. 60'lı yılların başlarında, Cumalıkızık, Derekızık, Hamamlıkızık, Seyidabad, Kozluören, Babasultan köylüleri, kestane üretiminde başı çekerlerdi. Kestane önemli bir ihraç ürünüydü. Mısır, Suriye, Cezayir gibi ülkelere ihraç edilirdi.
Son yıllarda kestane ağaçlarına gelen hastalık nedeniyle üretim azalmıştır. Devlet İstatistik Enstitüsü'ne göre 1996 yılında 3.200'ü meyve vermeyen olmak üzere Bursa'da 84.900 kestane ağacı vardır. Bunlardan elde edilen ürün ise 3.089 tondur.
Bursalıların keşfettiği bir tat; kestane şekeri
Uludağ eteklerinin ünlü kestanesinden yapılan kestane şekeri, şekerli şerbette kaynatılan kestaneden yapılmaktadır. Kestane şekerlerinin çeşitleri Bursa'nın karakteristik tatlılarındandır. Bursa'da asırlardır evlerde üretilen kestane şekeri, 1900'lü yılların başında duble olarak satışa yönelik üretim yapmaya başlamıştır. Bursalı Şekerci Hakkı Efendi, ilk kez duble kestane şekeri yapmayı başarmış ve bu ürünle Bursa Sergisi'nde altın madalya kazanmıştır. Daha sonra da Ulus Pastanesi sahibi Rasim Öztat, kestane şekerini geliştirmiştir. Ancak kestane şekerini bir marka olarak tüm dünyaya yayan Kafkas Pastaneleri olmuştur.
Bursa'dan dünyaya yayılan lezzet; İskender kebabı
Bursa'dan tüm dünyaya yayılan bir marka olarak İskender Kebabı 150 yıl önce keşfedilmişti. Kebapçı İskender Bey (1848-1934), 19. yüzyılın ikinci yarısına kadar, yüzlerce yıldır ateşe paralel pişirilen kuzuyu, kemik ve sinirlerinden arındırarak dikey madeni çubuk üzerinde, kendi ekseni etrafında döndürerek yeni bir kebap icat etmiştir. İşte İskender Kebabı böyle ortaya çıkmıştır.
İskender Kebabı, sadece şişin dik tutulmasından ibaret bir iş değildi. Uludağ'ın nefis yağlarından ve zümrüt yaylalarında otlayan çok lezzetli etleri olan koyunlarından yapılan bu kebaplar, yiyenlere derin bir haz ve iştah verir.
Döner kebabının üç ana maddesi vardır: Et, pide, yağ. Bu üç ürünün en iyisinden seçilmelidir. Birinin kalitesi bozuk olduğu zaman kebap güzel olmaz. Etin yağsız kısımları, ince dilimler haline getirilerek şişe geçirilir. Pideler de iyi pişmiş olmalıdır. Közün önünde döne döne kızarmış olan etler ince ince kesilerek pidenin üzerine yayılır. Üzerine tereyağı, sulandırılıp ısıtılmış salça, istenirse yoğurt dökülür. Böylece dünyaca ünlü, "Bursa'nın Döner Kebabı" yapılmış olur.
İpek şehri; Bursa
Günümüzde ikincil bir uğraş haline gelen ipekböcekçiliği ve ipekli üretimi bir zamanlar Bursa'nın en önemli üretim alanını oluşturuyordu. İpekçiliğin ilk aşaması olan ipekböcekçiliğinin geçmişi çok eskilere dayanır. Anavatanı Çin olan ipekböcekçiliği, MÖ 552'de Bizans'a gizlice getirilen ipekböceği tohumları ile Marmara kıyılarında yayılmaya başlamıştı. Osmanlılar bu faaliyeti geliştirerek sürdürmüşlerdir. Sanayi devrimi ile Avrupa ülkelerinde, ipeğe göre çok daha ucuz ve kitlesel boyutlarda üretilen başka dokumalar ipekli kumaşların yerini almıştır. Cumhuriyet Dönemi'ndeki tüm çabalara karşın ipekböcekçiliği hiçbir zaman eski düzeyine gelememiştir.
Bursa, tarihin hemen her döneminde önemli bir ticaret kenti olmuştur. Özellikle ipekli üretimi ve ticaretinde sadece Osmanlı'da değil tüm dünyada ün yapmıştır. İpekli dokumacılığı, 1950'li yıllara kadar kent tarihinin önemli öğelerinden biri olmuştur. Bursa'nın ekonomisi, uzun yıllar ipekli dokumacılığından beslenmiştir.
"Bursalı mısın kadifeli gelin"
Tıpkı kemha, atlas, kutnu, tafta, vale ve bürümcük gibi, kadife de bir ipekli türüdür. 15-16. yüzyıllarda, Bursa ipeğinden dokunan, zemini ve havı saf ipek olan Bursa kadifesi, uzun yıllar solmadan, havı dökülmeden kaldığı için çok tutulmuş, ünü almış yürümüş ve dünyada velours de Brousse (Bursa kadifesi) diye anılmıştır.
Kadife, eskiden çok yaygın kullanılan bir ipekli türüydü. Desensiz olduğu gibi desenli de dokunan kadife; entari, şalvar, cepken, kaftan, bohça, kese, yastık, terlik, başlık, kitap kılıfı gibi geleneksel giyim kuşam ve gereçlerin üretiminde kullanılmıştır. Altın ya da gümüş telli, kabartma Osmanlı motifleriyle süslü kadifelerin en ünlüleri çatmalardır. Bir zamanlar Bursa ile kadife sözcükleri öylesine etle tırnak olmuşlardır ki, bu gerçek ünlü bir türkünün ilk mısrasında yerini almakta gecikmemiştir.
İnegöl köftesi
İnegöl'e özgü bir ızgara köftedir. Yuvarlak ve iri olarak yoğrulan köfteler ızgara ile pişirilmektedir. İnegöl Köfte'nin ünü tüm Türkiye'ye yayılmıştır. İnegöl Köfte'nin mucidi, Rumeli'den göç eden Mustafa Besler adlı kişidir. 30'lu yıllarda başlayan İnegöl Köftesi üretimi kısa sürede tüm ülkeye yayılmıştır.
İnegöl köftesinin en önemli özelliği baharat kullanılmayan bir köfte olmasıdır. Her köfte, 12-15 gr. arasında ve yuvarlaktır. Bazı yerlerde yassı da yapılmaktadır. İnegöl köftesi; dana eti, kuzu eti, tuz, sodyum-bikarbonat ve soğanın belirli oranlarda karışımından oluşur. Yapılan köfteler 2-3 saat buz dolabında bekletildikten sonra pişirilmeye hazır olur.
Köfteli İskender; pideli kebap
Önceleri Ramazan aylarında Bursalıların en sevdikleri kebaptı. Çok ince pideden yapılır. Kare biçiminde kesilen pideler tereyağlı et suyuna batırılarak yumuşatılır. Büyük bir kebap sahanına muntazam olarak dizilir. Orta yere kavrulmuş kuşbaşı etler konulur. Üstü gene pideyle kapatılır. Yemeden önce kızgın tereyağı, istenirse yoğurt ve salça dökülerek servis yapılır. Evliya Çelebi bile bu pideli kebaptan söz etmektedir.
Mis kokulu dağ çileği
Keles ve Dağ yöresinin başlıca geçim kaynağı çilektir. Dağın çileği olarak anılan Bursa çileği tüm ülkede aranmaktadır. Çileğin yaklaşık 600 çeşidi bilinmekte ve ülkemizde belli başlı 6 çeşidi yetiştirilmektedir. Bunlar iri meyveli frenk çileği, aroması yüksek Arnavutköy çileği, genellikle reçel yapımında kullanılan Ereğli çileği, Bursa çileği ve ormanlarda yetişen yabani çilektir. Mevsimi çok kısa süren çilek en dayanıksız meyvelerden biridir ve ancak 2 gün zor dayanır. Bu nedenle pazarlama sorunlarının yaşanması durumda çilek üreticileri zor durumda kalmaktadır.
Nefis bir peynir tatlısı; Kemalpaşa tatlısı
M. Kemalpaşa'da yapılan ve ‘peynir tatlısı' olarak da anılan yöreye özgü bir tatlıdır. Bu tatlı, köy peynirinden yapılmaktadır. Peynir, un, irmik ve yumurta ile yoğrularak 3-4 cm çapında küçük kurabiyeler haline getirilir ve büyük pişme tablalarında fırınlanır. Daha sonra torbalanır ve satışa sunulur. Pişirilmesi ise kaynayan şekerli şerbete atılmasıyla olmaktadır. Ahmet Tabak adlı ustanın 1930'lu yıllarda kurduğu dükkanında ürettiği tatlı tüm ülkemizde yayılmıştır. Daha çok bakkal ve marketlerde hazır olarak satılan tatlılara sadece ravak yapılıp servise konulabilmektedir.
Karacabey'in kelle peyniri; mahlaç
Bursa'nın Karacabey ilçesinde üretilen bu peynir, koyun ve inek sütünün karıştırılıp pişirilmesi ile imal edilir. Çok gözenekli, çok tuzlu ve kendine özgü tattadır. Kelle peyniridir. Tarihçesi hakkında kesin bilgiler bulunmamakla birlikte en az 200 yıllık geçmişi olduğu sanılıyor. Karacabey'in eski adı olan Mihaliç adından galattır. Mahlaç Peyniri en kaliteli Türk peynirlerindendir. Mahlaç Peyniri daima tam yağlı koyun sütü ile çoğunlukla kıvırcık sütlerinden üretilmiştir.
Altı asırdır yaşayan bir gölge oyunu; Karagöz
Halk dilinde Karagöz oyunu olarak adlandırılan gölge oyunu, Türk kültür yaşamında önemli bir yer almaktadır. Karagöz oyununun kökeni konusunda yapılan araştırmalar da ise bu oyunun Bursa ile yakın ilintisi olduğu görülmüştür. Çünkü hem bu gölge oyununun kahramanları olan Karagöz ile Hacivat Bursalıdır, hem de bu oyunu yaratan Şeyh Küşteri Bursalıdır. İşte bu nedenle Bursa'da uluslararası düzeyde gölge oyunu festivalleri düzenlenmektedir.
Karagöz Gölge Oyunu bir çerçeveye gerdirilmiş olan beyaz bir perdenin ardında oynanır. Figürler, perdeye gölgenin vurmasını sağlayan bir ışık kaynağının önüne tutularak oynatılır. Eskiden meşale mum olan bu ışık kaynağının yerini bugün elektrik ampulleri almıştır.
Türk gölge oyunu Karagöz, asırlar önce Bursa'dan doğup, tüm ülkemize yayılmıştı. Bir süredir öksüz ve ilgisiz kalan, bu nedenle neredeyse sadece bir anı olarak kalacağı bir anda, Bursa'da oluşturulan etkinliklerle adeta yeniden keşfedilmiştir. Karagöz'ü hem ülkemize, hem de tüm dünyaya tanıtmak için, Unima Bursa Şubesi ile Büyükşehir Belediyesi tarafından "Bursa Karagöz ve Gölge Oyunları Festivali" düzenlenmektedir.
Mehter önce Bursa'da kuruldu
Mehter Takımı, bando takımıdır. Kökeni Anadolu Selçukluları'na kadar uzanmaktadır. Orhan Bey'in Bursa'nın fethinden sonra, Bursa Mehterhanesi'ni kurduğu kabul edilir. Osman Gazi'nin yeğeni Ak Timur da, bir anlamda ilk Mehter Başı sayılabilir. Çünkü, mehterin düzenleme işi, bu kişiye verilmiştir.
Mehter yürüyüşünde sağ adımla başlanan yürüyüşlerde, her üç adımda bir durularak sağa sola selamlar verilir. Bir mehter takımı 64 kişiden oluşur. Mehterin başındaki şefe mehter başı denilmekte olup, bu kişi zurna çalmaktadır. Mehterde, sekiz zil çalan "zilzen", sekiz nakkare çalan "nakkarezen", sekiz boru çalan "boruzen", sekiz tabl çalan "tablzen" ve dokuz çavuş bulunmaktadır.
1826 yılında Yeniçeriliğin kaldırılmasıyla, mehter takımları da ortadan kaldırıldı, yerine bugünkü gibi bando takımları oluşturuldu. Cumhuriyet döneminde ilk kez 1963 yılında kurulan Bursa Mehter Takımı, 1991 yılında örgütlenerek yeniden düzenli olarak faaliyete geçmiştir.
Dünyada müziksiz oynanan tek oyun; Kılıç-Kalkan
Bursa halk oyunları genel olarak; kılıç kalkan savaş oyunu, Uludağ Türkmen oyunları, Rumeli halk oyunları olarak üç bölüme ayrılır. Uludağ Türkmen oyunları iki veya daha fazla kişi ile karşılama ve halka biçimi ile oynanır, ekip oyunu özelliği taşımaktadır. Yöreye özgü oyunlarda ellerde genellikle zil ya da kaşık gibi ritim araçları bulunmaktadır. Türkmen oyunları "Güvende", "Sekme", "Düz oyun", "Büyük oyun" ve "Cezayir" olarak kısımlara ayrılmaktadır. Bu oyunların büyük bir kısmı türküler eşliğinde oynanmaktadır.
Kılıç-Kalkan, dünyada müziksiz oynanan halk oyunlarından biridir. Bu oyunun Anadolu'da Türklerden önce de oynandığı belirlenmiştir. Oyun, adı üzerinde, oyuncuların kuşandıkları kılıç kalkanla oynanır. Kılıç ve kalkan ile oyuncuların ayak ve diz vuruşlarıyla çıkardığı sesler, müziğin ve ritmin yerini tutar. Eski dönemin savaşlarını simgeleyen kılıç-kalkan oyunları altı figürden oluşup her birinin anlamı vardır. Oyun sekiz, on ya da daha fazla kişi tarafından oynanır. Bursa'da faaliyette bulunan çok sayıdaki Kılıç-Kalkan ekibi, özgün karakteriyle yurt içinde ve yurt dışında çok sayıda ödüller almıştır.
Bursa'nın geleneksel sanatı; havluculuk
Bursa'da tekstilde en büyük pay havluculuğa aittir. Bursa havluları 18. yüzyıldan beri hem Doğu hem de Avrupa ülkelerine ihraç edilmekteydi. Bugün Bursa havluculuğunun Türkiye'de ve dünyada haklı bir yeri vardır. Şehirde 100'ün üzerindeki üretim yerinde on binlerce havlu üretilmektedir.
Öteden beri dokumacılığıyla ünlü olan Bursa'da havluculuk 18. yüzyılın başlarında kadife dokumacılığının bir ürünü olarak doğar. Havlu, Bursa'nın dünyaya sunduğu kadife dokunuşlu bir armağandır. Önceleri el tezgâhlarında dokunan havlular zaman içinde güçlü bir sanayi haline gelir. Havlular genellikle pamuk ipliğinden yapılır.
1941 yılında kurulan Havluculuk Kooperatifi, makinenin çıkmasıyla duraklayan havlu el tezgahlarını korumuş ve mazisi çok eski olan bu sanatı yeniden canlandırmıştır. Bugün Özdilek, Anılsan gibi havlu konusunda birer dünya markası olan kuruluşlar var. Bugün bu sektöre ilişkin olarak Bursa'da faaliyet gösteren firma sayısı ise 57'dir.
Haydi sizinle Bursa'da; "gezek"
Farklı meslek gruplarındaki insanlar ile saz ve söz üstatlarının bir araya geldiği, haftalık toplantılara gezek denilmektedir. Bursa'da, sanatsever insanların bir araya gelip bir disiplin içinde düzenli olarak sanat müziği eserleri söyleyip eğlendikleri Gezek adı verilen bu törenler asırlardır devam etmektedir. Bursa'dan dünyaca ünlü sanat müziği sanatçılarının yetişmesinde gezeklerin büyük rolü vardır.
Genelde son baharda başlayan gezekler kırk hafta kadar sürer. Her hafta bir gezek üyesinin evine gidilir. Gezek o hafta kimin evinde yapılacaksa, o evin kapısı önüne kırmızı bir fener asılır. Gezek her zaman bir tekerleme ile başlardı. Her akşam sadece bir makam çalınırdı. Ev sahibi bu arada ikramlar yapar. Her gezek mutlaka bir oyun havası ile biter, bazen finalinde köçek oynardı.
Birçok sanatçı gezeklerde yetişmiştir. Gerek gençlik ve gerekse ustalık yıllarında rahmetli Zeki Müren'in Bursa gezeklerine katıldığı biliniyor. Yine İnci Çayırlı, Recep Birgit, Cahit Peksayar gibi ünlü müzisyenler gezeklere katılmıştır. Erdinç Çelikkol da, gezeklerden yetişmiş ünlü bir sanatçımızdır.
"Velhasıl Bursa sudan ibarettir!.."
Gezginlerin Bursa'da en çok ilgisini çeken özellik, şehrin her yanında şarıldayan suları ve çeşmeleriydi. Gezginler Bursa suları için sayfalar dolusu yazı yazmışlardır. Hatta Bursa sularına ilişkin kitaplar bile yazılmıştır.
1640 yılında Bursa'ya gelen Evliya Çelebi Bursa çeşmelerini şöyle anlatıyor: "Gerçi bu kentin çeşmeye ihtiyacı yoktur ama, gelip geçenler için hayır sahipleri 2.065 çeşme yaptırmıştır. Her biri âb-ı hayat gibidir. Sürgündeki Şeyhülislam Aziz Efendi 200 adet çeşme yaptırarak her birinin üzerine "sahibü'l-hayrat fakir Aziz" diye yazdırmış ve fatiha rica etmiştir."
"Bursa'nın selsebile ihtiyacı yoktur ama, büyüklüğünün eseri olarak eski sultanlar, âyan ve ileri gelenleri selsebil yapıp temmuz ayında tüm susayanlara Uludağ'ın billur gibi, buz gibi âb-ı hayatını dağıtırlar. Su ve havasının güzelliğinden Bursalıların yüzü kırmızıdır. Velhasıl Bursa sudan ibarettir..."
Ruhaniyetli ve hoşgörülü şehir; Bursa
Bursa'ya gelen gezginlerin bazılarının, özellikle Pınarbaşı'ndaki tekke ve derviş yaşamının ilgilerini çektiği görülür. Birçok gezgin Bursa'daki tekkeleri ve tekke yaşamını uzun süre izlemiş, ayinlere katılmıştır. J. H. A. Ubicini ise Bursa'nın bu özelliğini şu sözlerle açıklıyor: "Bursa, Osmanlıların gözünde bir tapınak, adeta bir Hac yeridir. Tıpkı Bağdat gibi Burcü'l-evliya lakabına layıktır. Fakat Bağdat bir Arap, Bursa ise katıksız bir Türk kentidir."
Baptistin Poujoulat: "Şimdiye kadar gördüğüm tüm İslam şehirleri içinde Bursa'yı, tam bir Asyatik (Asya tipi) yer olarak gördüm. Hiçbir şeye benzemek pahasına Osmanlı imparatorluğunun birkaç kenti Avrupa kenti haline dönüşürken Bursa, Doğu'lu simasını ve Kuran'ın şiirselliğini korudu." derken, Evliya Çelebi de, Bursa'nın özelliğini şu cümleyle özetler: "Bursa ruhaniyetli bir şehirdir"
Bursa; bir taraftan İslamiyet'in en koyu yaşandığı bir yer olduğu düşünülürken, diğer yandan da Gayrimüslim turistlerin hiçbir güçlük yaşamadan gezdiği bir yerdi. 1767 yılında Bursa'ya gelen Carsten Niebuhr: "(Handaki mescitte) namaz vakitlerini bildirmek üzere bir Ermeni davul çalıyordu. Bunu görmem beni cidden rahatlattı." demektedir. Daha sonra bu gezgin, Ramazan ayında kaldığı handaki bir Müslüman'ın herkesin içinde tütün içtiğini de anlatmıştır.
1864 yılında Perrot'a göre, İpek ticareti yüzünden Avrupalılar görmeye alışık olan Bursa Türkleri hiç de fanatik değillerdi: "Seve seve camilerine Avrupalı gezginlerin girmesine izin veriyorlardı." 1869 yılında Warsberc da daha ilginç bir örnek vermektedir. Tophane'deki manastırda haç işaretli sütunların camide bulunmasını büyük bir hoşgörü örneği olduğunu düşünür: "Avrupa'ya dönünce hep onu sordum oradaki insanlara; Türklerin hoş görmezliğinden yakınanlara sordum; camilerini ele geçirip oralarda namaz yerine ayin yaptırsaydınız, Hıristiyan duaları okutsaydınız, acaba tepesinde alem ile tuğrayı da dokunmadan saklar mıydınız? Burada mermer blokları arasında rastladığım haç işaretlerinin yüzlerce yıl öylece saklanması, bence onlara saygıdan ileri gelmiyor. Hayır, Türkler kendi dinsel inançlarının, yabancı bir dinin kalıntılarını yok etmeye elvermediği kanısındadırlar."
Bir "çini" ülkesi; İznik
İznik ve çevresinde yapılan kazılarda prehistorik çağlardan kalan seramik parçaları ortaya çıkarılmıştır. İznikli çini ustaları, Osmanlı Sarayının himayesindeki loncalarda örgütlenmişler ve büyük yapıları çini ile süslemişlerdir. 17. yüzyıldan sonra Osmanlının askeri ve ekonomik olarak zayıflaması ile çini fırınları da kapanmaya başlamıştır. İznik'te geleneksel çini atölyeleri 1985 yılında Faik Kırımlı tarafından yeniden açılmış, Eşref Eroğlu usta ile devam etmiştir. Rasih Kocaman, Adil Can Güven gibi ustalar dışında 1995 yılında İznik Eğitim ve Öğretim Vakfı çatısı altında İznik Çini ve Araştırma merkezi kurulmuştur. Ayrıcı Uludağ Üniversitesi'ne bağlı Meslek Yüksek Okulu'nda, çini ve seramik konusunda eğitim verilmektedir. Günümüzde İznik'te çini sanatçıları Süleyman Paşa Medresesi'ne çini atölyeleri kurmuştur.
Metali sanata dönüştüren esnaflar; Bursa bıçakçıları
Bursa'ya bıçakçılık "93 Savaşı"ndan sonra Balkan göçmenleri tarafından getirilmiştir. Bu tarihten itibaren göçmen ustalar ve yetiştirdikleri çıraklar aracılığı ile bıçakçılık mesleği gelişerek bugünkü düzeyine gelmiştir.
Bursa el zanaatları arasında geçmişten günümüze kadar özel bir yeri olan bıçakların ünü günümüzde de sürmektedir. Geleneksel yöntemlerle el işi ile yapılan bıçakların kullanım alanlarına göre ortalama 150 çeşit bıçak olduğu bilinmektedir. Bel bıçağı, et bıçağı, kıyma bıçağı, kaymak bıçağı, pastırma bıçağı, börek bıçağı, bekçi bıçağı, kasap bıçağı gibi çeşitleri sayılabilir.
Bursa bıçakçılığı içinde Arnavut çakısının da ayrı bir yeri vardır. Bu çakıların sap kısmı boynuzdan yapılmaktadır. Genelde koç boynuzu kullanılmaktadır. Bıçakların üzerindeki yıldız sayıları bıçağın büyüklüğünü gösterir. Bunun yanı sıra bıçağı yapan usta üzerine ismini işler.
Ülkemizin tek çarşılı köprüsü; Irgandı
Gökdere üzerinde, Setbaşı Köprüsü'nden ovaya doğru inildiğinde ilk köprüdür. 1442 yılında, Irgandlı Hoca Muslihiddin'in babası Pir Ali tarafından yaptırılmıştır. Tek gözlü, kâgir olarak yapılan köprünün üzerinde önceleri otuz dükkân bulunuyordu. Üzerinde ahır ve depoların da bulunduğu köprü, bu özelliğiyle dünyada eşsiz bir köprüdür. 1855 depreminde büyük hasar gören köprü, son olarak Yunan işgalinde bombalanmasıyla büyük darbe almıştır. 40'lı yıllara kadar trafiğe bile kapalı olan Irgandı Köprüsü, bu tarihte onarılıp, sıradan bir köprü gibi yeni hayatına başlamıştır. Osmangazi Belediyesi tarafından restorasyonu yapılarak 2004 yılında hizmete açılmıştır. Halen amacına uygun olarak yeniden faaliyete geçmiştir.
Ülkemizde Bursa'nın İlkleri
- 20 Mayıs-25 Temmuz 325 tarihlerinde, İznik'te Hıristiyanlığın ilk konsülü toplandı. Bu konsülde Hıristiyan dünyasının ilk amentüsü belirlendi.
- 1081 yılında İznik, Anadolu Selçuklu Devleti'nin ilk başkenti oldu.
- 1204 yılında İznik, Bizans İmparatorluğunun başkenti oldu.
- 1299 yılında Osmanlı Devleti, Bursa topraklarında kuruldu.
- Osmanlı Devleti'nin ilk başkentleri Bursa il sınırları içindeki kentlerdi. 1299 yılında Karacahisar, 1302 yılında Yenişehir, 1326 yılında Bursa ve 1331 yılında İznik başkent oldu.
- Osmanlı Devletinin ilk eserleri olan Balabanbey ve Aktimur kaleleri, 1308 yılından sonra Bursa'nın kuşatılması sırasında, Osman Bey tarafından yaptırıldı.
- Türklerin yaptığı ilk mescit, Bursa'da Ahi Hasan (İl-Erioğlu Ahmet Bey Mescidi) tarafından yaptırıldı.
- Osmanlı İmparatorluğu'nun ilk parası 1327 yılında Orhan Bey tarafından Bursa'da basıldı.
- Osmanlı Devletinin ilk medresesi 1335 yılında, İznik'te Orhan Gazi tarafından kuruldu.
- İlk spor alanı Bursa'da Atıcılar'da açıldı.
- Osmanlı Devleti'nin ilk köprüsü, Bursa'da Orhan Bey'in eşi Nilüfer Hatun tarafından yaptırıldı.
- Osmanlı Devleti'nin ilk Bedesten'i yani kapalı çarşısı Bursa'da Orhan Bey tarafından yaptırıldı.
- Osmanlı Devleti'nin ilk devlet dairesi sayılan Saray, Tophane'de yapıldı.
- Ülkemizde ilk çini, İznik'te üretilmeye başlandı.
- Osmanlı Devleti'nin ilk hastanesi olan Darüşşifa, Yıldırım Bayezid tarafından 1399 yılında Bursa'da yapıldı.
- Ülkemizde örneği olmayan şadırvanlı minare, Kara Timurtaş Paşa (öl. 1403) veya oğlu Ali Bey tarafından Bursa'da yaptırıldı.
- 1442 yılında, ülkemizin ilk ve tek çarşılı köprüsü Irgandlı, Hoca Muslihiddin'in babası Pir Ali tarafından yaptırıldı.
- Türkiye'de ilk yün, pamuk ve ipekli dokumacılığı; 1437 yılında Bursa'da başladı. Ülkemizin ilk dokuma atölyesi, Üçkuzular Tekkesi'nin hareminde kuruldu.
- 1486 yılında Bursa Cilimboz deresi vadisinde, ülkemizin ilk kağıthanesininkurulduğu savunulur.
- 1490 yılında, II. Bayezid tarafından şadırvan üstünde bulunan ilk mescit yapıldı.
- Ülkemizde ilk Belediye Kanunnamesi ve ilk standartlar, 1502 yılında Bursa İhtisab Kanunnamesi'yle yürürlüğe girdi.
- Ülkemizin ve Bursa'nın ilk ipek fabrikası, 1833 yılında Fransız Glaizal ailesi tarafından kuruldu.
- Krom madeni 1848 yılında Bursa'da keşfedilmişti.
- Ülkemizde ilk maden suyu Çitli Maden Suyu, 1855 yılında Avrupalı tüccarlar tarafından işletilmeye başlandı.
- 1867 yılında, Bursa'nın ünlü İskender Kebabı, Mehmet oğlu İskender Bey tarafından keşfedildi
- 18 Ağustos 1893 tarihinde ülkemizin ilk ve tek İpekçilik Okulu (Harir Darü't-Tâlimi) açıldı.
- 1902 yılında Anadolu'da ilk müze Bursa'da açıldı.
- 1909 yılında, Türk tarihinin ilk grevi Bursa Vilayetinde başladı.
- 3 Ağustos 1910 tarihinde ülkemizdeki ilk kadın grevi Bursa'da yapıldı.
- 1916 yılında, ülkemizin ilk ve tek şehit eşlerinin barınacağı Dulhane'si Bursa'da açıldı.
- Türkiye'nin en eski taşımacılık firması olan Kâmil Koç, 1926 yılında Bursa-Karaköy tren istasyonu arasında, ülkemizin ilk şehirlerarası yolcu taşımacılığına başladı.
- 1934 yılında Türkiye'nin ilk süt tozu fabrikası "Sayas" ve buz fabrikası Şakir, Abdürrahim ve Faik Beylerce kurulmuştu.
- 1932 yılında, Türkiye'nin ilk doğa ve kayak derneği Dağcılık Kulübü Bursa'da kuruldu
- 1 Şubat 1938 tarihinde, ülkemizin ilk suni ipek fabrikası Gemlik'te açıldı.
- 2 Şubat 1938 tarihinde, Türkiye'de kangarn tipi yün üreten ilk kuruluşu Merinos fabrikası Bursa'da açıldı.
- Türkiye'nin ilk ve tek Orman Müzesi Bursa'da açıldı.
- 3 Mayıs 1953 tarihinde, ilk kez yapılan kolektif iş mukavelesi-sözleşmesi Buntaş-Bursa Umumi Nakliyat Şirketi ile Motorlu ve Her Türlü Nakliyat Taşıt ve Tamir İşleri Sendikası arasında imzalandı.
- 1954 yılında Türkiye'nin ilk çamaşır makinesi Tolon Bursa'da üretildi.
- 1930 yılında Zehra Budunç, Türkiye'nin ilk kadın Belediye başkan yardımcısı oldu.
- 29 Ekim 1963 tarihinde, Türkiye'nin ilk teleferiği Bursa-Uludağ arasında hizmete açıldı.
- 6 Kasım 1966 tarihinde, Türkiye'nin ilk Organize Sanayi Bölgesi Bursa'da açıldı.
- 12 Şubat 1971 tarihinde, Türkiye'nin ilk otomobil fabrikası olan Tofaş'ta üretime başlandı.
- 1974 yılında, Bursa'da ilk özel çevre parkı ve kuş cenneti Mustafa Bilgiç tarafından Apolyont Gölü kıyısında kuruldu.
- 3 Nisan 1993 Türkiye'nin ilk özel limanı olan Gemport'un açılışı, Başbakan Süleyman Demirel tarafından yapıldı.
- 5 Nisan 2000 tarihinde, Türkiye'nin en büyük orman yangını Uludağ'da yaşandı.
- 2002 yılında ülkemizin ilk otomobil müzesi Tofaş tarafından, Umurbey mahallesinde açıldı.
- 5 Temmuz 2000, Bursa Türkiye'nin Avrupa Sağlıklı Şehirler Ağı'na ilk üye şehir oldu ve Türkiye'yi yeni şehircilik kavramıyla tanıştırdı.
- 14 Şubat 2004 tarihinde, Türkiye'nin ilk kent müzesi Bursa'da açıldı.
- Eylül 2004 Türkiye'nin ilk Osmanlı giysileri ve takıları müzesi (Esat Uluumay tarafından) açıldı.
Bursaspor / Tarihçesi
Bursaspor Kulübü 1963 yılında Bursa'da faaliyet gösteren 5 amatör kulübün birleşmesinden doğdu. Akınspor, Acaridmanyurdu, Çelikspor, istiklal ve Pınarspor takımları birleşerek Bursaspor'u oluşturdular.Kulüp renklerini Uludağ'ın karından ve ovanın yeşilinden aldı. Bursaspor'un amblemindeki 5 yıldız, kurucu takımları temsil ediyor.1966-67 sezonunda 2.ligde şampiyon olan Bursaspor, ilk önemli başarısını 1969-70 sezonunda yasadı. Bursaspor Federasyon Kupası Final Maçında Eskişehirspor'u 1-0 yendi. İkinci maçta 2-0 yenilince kupayı kazanamadı ancak, Başbakanlık Kupası maçı oynamaya hakkini elde etti.Fenerbahçe'yi 1-0 yenen Bursaspor , böylece 1.lig tarihindeki ilk önemli başarısına imza attı. 1973-74 sezonunda tekrar Türkiye Kupası Finaline çıkan Bursaspor Fenerbahçe'ye 3-0 yenildi. Başbakanlık Kupası Finalinde ise Beşiktaş'a 3-2 yenildi.
Fakat kupa Finalisti olduğu için Avrupa Kupa Galipleri Kupasına katılmaya hak kazandı . 1974-75 sezonunda Kupa Galipleri kupasında çeyrek finale yükselmeyi başardı.ilk turda İrlanda'nın Finn Harps takımını eleyen Bursaspor ikinci turda ünlü Dundee United 'i 0-0 ve 1-0 'la eleyerek çeyrek finale yükseldi.Dundee United'i eleyen golü VAHİT attı. Çeyrek Finalde ise o sezon Kupa Galipleri Kupasını kazanan Dinamo Kiev e elendi ... 1979-80 sezonunu lig dördüncüsü olarak tamamlayan yeşil beyazlı ekip 1985-86 sezonunda ilk kez Federasyon Kupasını kazanmayı başardı. Finalde Altay i BEYHAN ve TULİPAN in golleriyle yenen Bursaspor kupaya uzanırken Cumhurbaşkanlığı Kupası öncesi, kötü bir olayla sarsıldı.
Macar Futbolcu Mihaily TULİPAN ,Apolyont Gölünde sandal gezintisi yaparken ailesi ile birlikte boğuldu .Bu olaydan sonra Bursaspor Kupa maçında Beşiktaş'a 2-1 yenildi.1986-87 sezonunda Kupa Galipleri Kupasında ilk turunda AJAX takımına elendi.Kötü bir sezon geçiren Bursaspor , o sezon küme düştüler .Ancak Ankara Bölge idari Mahkemesi Bursaspor'un tekrar 1.ligde oynamasına karar verdi. 1991-92 sezonunda Federasyon Kupasında Finalde Trabzonspor ile tarihe geçen iki maç oynadı. ilk maçta Bursa da rakibini 3-0 yenen Bursaspor ikinci maçta 1 - 0 yenik duruma düşmesine rağmen skoru 1 - 1 e getirmeyi başardı. Ama bir mucize gerçekleşti ve Trabzonspor 4 gol atıp maçı 5 - 1 alarak kupayı müzesine götürmeyi başardı.1994-95 sezonunda Bursaspor sezonu 6.sırada tamamlayarak UEFA Inter-Toto Kupasına katılmaya hak kazandı.UEFA Kupasına katılma maçında Alman KARLSRUHE ile Bursa Atatürk Stadyumunda asla yıllarca unutulmayacak bir maç oynandı.
Normal süresi 2-2 uzatma süresi karşılıklı atılan birer golle 3-3 biten karsılaşmada KARLSRUHE ,usta ayak Hassler in son penaltı atisi ile 6-5 kazandı . Bursaspor'da ise penaltıyı kaçıran futbolcu olarak da Ümit tarihe kazındı. Bursasporumuz elenmişti fakat tüm Türkiye Bursaspor ile gurur duyuyordu. Yeşil-Beyazlı takim lig tarihinde iki kez gol kralı çıkardı.1979-80 sezonunda BAHTİYAR YORULMAZ 12 gol attı ve Altaylı MUSTAFA DENİZLİ ile krallığı paylaştı . 2000 - 2001 Sezonun' da ise golcümüz OKAN YILMAZ 21 Gol ile Türkiye 1. Futbol Liginin Gol Kralı oldu. Bursaspor Forması altında ligde en çok gol atan isim ise ,355 maçla SEDAT ÖZDEN .Bursaspor'da bugüne kadar pek çok başkan görev yaptı.En uzun süreli Başkan ise 1981-86 yıllarında görev yapan Cavit Cağlar' dır. Bugüne kadar 17 Bursasporlu futbolcu milli formayı giydi. ilk kez Mesut SEN 1965 yılında Milli Takıma seçilirken en son Selim ÖZER milli Formayı giydi ( Trabzonspor) Bursaspor Forması ile en çok Milli Takıma seçilen futbolcu ise 34 maçla Sedat ÖZDEN dir.
Bursaspor yaptığı yabancı Futbolcu Transferleri ile de sürekli dikkat çekmiştir.Palasz, Seydic, Rial Sellam, Nitu, Luty, Frank Pingel, Goran Sorloth, Yusuef, Elvir Balic, Majid Mususi, Senad, Ronen Harazi, Montherio, Mirza Veresonevic, Fani Madida, ilian iliev, Radostin Kishisev, Vidalov, ivko Ganchev, John Leshiba Moshoue, Marian Kelemen, Ian Lupescu gibi kaliteli transferler yapan Bursaspor da Nejat BiYEDiC 5 sezonda 125 maç oynayarak Bursaspor da en çok forma giyen yabancı oyuncu oldu ve attığı birbirinden Klas ve süper Golleriyle taraftarın gönlünde ve tüm camiada ' İMPARATOR' lakabı ile anılmaya başlandı ve halen de anılmaktadır ... Bursaspor tarihinin en ilginç olaylarından biri de Bursaspor un 2.lig takiminin 1988-89 sezonunda Şampiyon olarak 1.lig e çıkmasıydı. Ancak Federasyon ayni kulübün 2 takiminin ayni ligde oynamayacağına karar verdi ve 2.lig takimi dağıtıldı ...
Kaynaklar: www.bursa-bld.gov.tr - www.bursaspor.net
|