çağdaş kimya demirciler sanayi sit.c blok no 5 ISTANBUL
Shumaf Bilişim --- ISTANBUL
sürgün ve soykırımın 145.yılını anma konuşması Mahmut Bİ
Saygıdeğer konuklar,
Kıymetli üyelerimiz,
Sevgili hemşehrilerim
Hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum.
Bugün burada 21 Mayıs 1864 sürgün soykırımın 145. yılını anmak için toplanmış bulunuyoruz.
Konuşmama başlamadan önce ülkemizin banisi yüce Atatürk ve vatan bildikleri topraklar için kendilerini feda eden nice aziz şehitlerin hatıralarını tazim için hepinizi bir dakikalık saygı duruşuna davet ediyorum.
Değerli misafirler, Büyük Sürgün olayının üzerinden 145 yıl geçti, tarihin bilinmeyen dönemlerinden beri Kafkasya’da yaşayan Kafkas halkları bundan 145 yıl önce, yurtlarından sürgün edilerek dünyanın dört bir tarafına dağıldılar.
İlgi çekici olan, çocuklarının da onların çektiği acıyı paylaşmış olmasıdır. Yeni nesillerin, atalarının yaptıkları bağımsızlık savaşlarının çileli göçü adım adım izleyerek, manevi düzeyde bu eski günleri onlarla birlikte tekrar tekrar yaşamalarıdır. Ciddi anlamda sözlü ya da yazılı hiçbir propaganda aracı kullanılmadan bu duygusal ilişki doğal olarak devam etmektedir.
Bu olay Kafkas insanındaki iç dinamizminden adet ve geleneklerin gücünden kaynaklanmaktadır. Trajik olayların, halk belleğinde bıraktığı derin izlerin, hala varlığını sürdürmesinden ileri gelmektedir.
Geçmişimizin acı olayları geleceği de şekillendirecek tarzda nesilden nesile anlatılmış, ulus bilinci zamanımıza kadar taşınmıştır.
Kafkasya’nın tarihi mücadeleler ve istilalarla doludur. Kafkasya tarihinin her döneminde dünyanın dikkatlerini üzerine toplamıştır. Kafkas tarihi, kesin dönemlere ayrılmayan uzun ve süreçli bir öykü gibidir.
Tarihin seyri içinde Kafkas halklarının kaderinde son derece belirleyici olan olaylar üç temel dönemde sınıflandırılabilir. Birinci dönem: başlangıçtan 1774 küçük kaynarca antlaşmasının imzalanmasına kadar geçen ve binlerce yıl süren büyük istila ve işgaller dönemidir.
Bu dönem sonunda Kırım’ın Rusya’ya katılması (1783) Kafkasya’nın 1864’teki sonun başlangıcı olmuştur.
İkinci dönem ise Kafkasyalıların tarihinin Çar ordularına karşı direnişini kapsayan yaklaşık yüz yıllık bir dönemdir.
Bu dönem; Kafkasya’yı adım adım Ruslar tarafından işgali üzerine batıda 1763’te ilk defa ayaklanan Kabardeylerin 1764’te toplanan Büyük Xase de savaş kararının alınması ile başlayan ve doğuda İmam Mansur (1785–1795) un önderliğinde tüm Kafkasyalıların birleşerek, işgalci Rus ordularına karşı yürütülen bu özgürlük savaşı 1864’de özellikle Adige, Ubıh, Abhaz ve Abaza kabilelerinin etkisiz hale getirilmeleri ve kitleler halinde vatanlarından koparılarak sefalet içinde Osmanlı İmparatorluğuna sürgün edilmeleri ile sona erdi.
Bu olay tarihte; muhaceret, göç, büyük göç, sürgün, soykırım, kara gün, Yistanbulakue (İstanbul yolculuğu) gibi adlarla anılmıştır. Doğu ve batı Kafkas halklarının direnişi ile geçen bu ilginç dönem Kafkas tarihinde önemli bir yer işgal eder.
Kafkas tarihinde Kafkas halklarının kaderini son derece belirleyen bu ikinci dönem (1764-1864) de yaşanan katliamlar (soykırımlar) yazılacak olsa eleminden kalemler bile yazamaz, kitap sayfaları utancından kızarır. Çarlık ordusunun özellikle Kafkasya’nın kuzeyinde uyguladığı insanlık dışı yöntemler için Jan Carol şunları yazar;
Rusya’nın Kafkasya bölgesini fethi çağımızın barbarlık tarihinin en feci tablosunu oluşturur. Kafkas halklarının direnişini kırabilmek için altmış yıllık askeri terör ile kıyım gerekti…
21 Mayıs 1864 işgal harekâtını tamamlayan Rus birliklerinin zafer töreni günüdür, Kafkasyalılarınsa sürgün ve soykırımı anma günü, kara günüdür.
Sürgün olayı sadece 1864 de meydana gelenden ibaret değildir. Sürgün, aralıklı olarak yıllarca sürmüştür.
1859-1866 yılları arasında ki Büyük Sürgün döneminde Kafkasya’dan Adigeler ile Abhaz ve Abazalar %80-85 düzeyinde Ubıhlar ise tümüyle Oset, Çeçen ve Dağıstanlılardan ayrı ayrı % 5-10 arasında alınmak üzere iki milyona yakın insan yurdundan sökülüp atılmış dünyanın dört bir tarafına dağıtılmıştır.
Rus ordusunun Kafkasya’da uyguladığı insanlık dışı yöntemler için söylenenlerden bir kısmına göz atalım; örneğin Kafkasya’ya çar naibi olarak tayin edilen Grandük Mişel Kafkasya Rus savaşının başlamasından üç ay sonra 1864 ağustosunda direnişi sürdüren Çerkes ileri gelenlerinden şu bildiriyi tebliğ etti.
Size bir ay süre veriyorum. Bir ay içinde ya Kuban ötesinde gösterilecek yere gidersiniz, ya da Osmanlı topraklarına gidersiniz. Bir ay içinde sahile inmeyen köylüler ve diğer Kafkasyalıları savaş esiri sayarım.
**Tarihçi M. Veçyukov“ savaş son derece acımasızca sürüyordu. Biz geri dönülmesi olanaksız olacak şekilde askerin ayak bastığı her yeri son kişiye kadar Çerkeslerden temizleyerek ilerliyorduk.”
**A.S Puskin(1836) “ Çerkesler bizden nefret ediyor. Onları özgürlüğünün hüküm sürdüğü uçsuz bucaksız yemyeşil topraklarından attık. Köyleri harabeye döndü. Kabileler toptan yok edildi…”
**N.N Rayevski“ Kafkasya da yaptıklarımız İspanyolların Amerika da uyguladığı olumsuzlukların aynısıdır. Dilerim ki yüce Tanrı Rus tarihinde kan izlerini bırakmasın.”
**Çar II. Nikola (1894- 1917) Dağlı halkları (Kafkasyalılar) ebediyen uslandırmak ve boyun eğmeyenleri yok etmek gerekir.
Tsitsinov, Tümgeneral Tlazenapa Kabardey’e cezalandırma harekâtına hazırlanmasını bildiriyordu. Sizi şiddet tedbirlerini kullanmaktan men edemem, benin kuralım her zaman şudur; Sonuç yoksa gülle ve süngüler Rus birliklerinin ve komutanlarının verdiği cezayı güçlendirmelidir.
** Kont N.I Yevdokimov adagum birliği komutanına şunları yazıyordu; Natuhayları derhal belirlenen bölgeye yerleştirin, eğer reddederlerse iki hafta süre tanıyarak hemen Türkiye ye gitmelerini yada Karadeniz oblastındaki boş topraklara yerleşmelerini bildirin.
**Polonyalı Teophil Lapinski; Açlık ve kıtlık had safhada Trabzon’a gelen yüz bin kişi yetmiş bin kişiye indi, Samsuna yetmiş bin kişi indi, günlük ölü sayısı beşyüz kişidir. Gerede kampında üç yüz kişi Akçakale ve Sarıdere de günlük ölüm yüz yirmi ve yüzeli kişi arasındadır.
**Rus A.P Berge; Novororski koyunda on yedi bin kadar dağlının (Kafkasyalının) toplandığı kıyıda gördüklerimi unutamam, o duruma, Hıristiyan da Müslüman da Ateist de olsa dayanamaz. Rus tarihinin yüz karası olan bu acı sayfa Adige tarihi açısından büyük zararlara yol açtı. Sürgün, ekonomik, sosyal ve kültürel gelişmelerini tarihini ve politik bir birlik olma sürecini uzun yıllar kesintiye uğrattı.
**Fransız Arthur Fonu (1863-64) Gemilerin gözü doymuyordu. 50-60 kişilik gemiye 200-300 kişi alıyorlardı. 600 kişiyle yola çıktık, ancak Trabzon’a 370 kişi sağ olarak çıkabilmişti.
Sürgün faciası sırasında kendi çocuklarını öldürme ve intihar olayları olağan hallerdendi. Şuurlarını kaybetmiş birçok göçmen dudaklarında anlaşılmaz dua ve ağıtlar olduğu halde bitkin bir şekilde dolaşıyordu.
İhtiyarlar arkalarını Karadeniz’e çevirmiş terk etmekte oldukları sevgili dağlarını kederli bakışlarla son defa seyre dalmışlardı.Sanki aziz vatanlarını zihinlerine ebediyen nakşetmeye çalışıyorlardı.
Kafkas tarihinin üçüncü dönemi ve 1859 da sukut eden Dağıstan ve Çeçenistan bölgelerinin ardından 1864 te Kafkasya’nın kuzeybatısında Adigey (Çerkezistan) bölgesinin sükûtu ile başlar, günümüze kadar sürer. Ama tamamlanmamıştır. Kimi siyasi gözlemcilere göre yeni Kafkas-Rus savaşları asıl şimdi başlamıştır. XIX. Yy. da ilk kıvılcımların atıldığı Çeçenistan başta olmak üzere bütün Kafkasya bir yüz yıl daha benzer olaylar tarihçileri ve Moskova’daki yöneticileri meşgul edeceğe benzer.
Üzerinde Kafkasyalıların yaşadığı bir coğrafyada mutlak hâkimiyet sağlayamayacağını çok iyi değerlendiren Rusya yetkilileri, çeşitli bahanelerle Kafkas halklarını yok etmek için soykırım planlarını zaman zaman uygulamaya koymaktadır.
Bu cümleden alarak;
21 Mayıs 1864 sürgününde iki milyon dolayında kişi yurdundan sürülmüş ve bunun yarısına yakını hastalık açlık ve kötü yaşam koşullarından hayatını kaybetmiştir.
3 Kasım 1943 sürgününde yüz yirmi bin Karaçay-Balkar Kazakistan ve Kırgızbozkırlarına sürülmüş ve elli bin kişi hayatını kaybetmiştir.
8 Mart 1944 tarihinde de yine kırk bin Balkar sürgün edilmekte insanlık dramı yaşanmıştır.
23 Şubat 1944 tarihinde yediyüzbin Çeçen- İnguş yurtlarından edilmiş ve bunlardan ikiyüzbini ancak Çeçenistan’a dönebilmiştir.
Kırım Tatarlarının XVIII. Yüzyılda başlayan sürgün ve soykırımı daha o yıllarda birbuçuk milyon kişinin yurdundan edilmesine sürgün,
açlık ve hastalık nedenleriyle birçoğunun ölümlerine sebep olmuştur.
Soykırım uygulamaları devam etmiş, 18 Mayıs 1944 tarihinde 423.100 kişi bir gecede Sibirya steplerine sürülmüş, bunların 200.000 i yolculuk sırasında ölmüştür. Aradan bunca yıl geçmesine rağmen 1990 yılında 260.000 kişi Kırım’a dönebilmiştir. Tatarlar vatanlarında %10 azınlık durumuna düşmüştür. Bu uygulamalar yıllarca dünya kamuoyunun bilgisinden gizlenmiştir.
Eğer bu yapılanlar insanlığa karşı işlenmiş bir soykırım suç değilse, neden yıllarca insanlık âleminin bilgisinden saklanmıştır. Bu yetmiyormuş gibi on yıldır Çeçenistanda uygulanan insanlık dışı uygulamalarla 250.000 den fazla insan hayatını kaybetmiştir. Bunun 100.000 e yakını çocuktur. Bir neslin geleceği yok edilmiştir. Bunun adı hiç şüphesiz soykırım, genosittir.
Öte yandan on yıl önce Ermeniler bir Türk-Azeri toprağı olan Karabağ’ı işgal ettiğinde Ermenistan Moskova’ya bağlıydı. Ermenistan da bir Rus ordusu konuşlanmıştı ve Rus füzeleri vardı. Bu durum Karabağ’daki soykırıma Rusların da başrolde istirah ettiğini, kanat gerdiğini gösteriyor. Netice olarak; şunu demekle mi yetineceğiz?
Kafkasyalılar yurtlarını kahramanca savundular. Ancak özgürlük savaşını kaybettikleri için yurtlarından sürüldüler konu bundan ibarettir!
Hayır, konu bundan ibaret değildir! Hüzünlü konuşmalarla olay kapatılmamalıdır. 145 yıl önce büyük bir insanlık suçu işlenmiştir. Hala işlenmeye de devam edilmektedir.
Bilindiği üzere 21 Mayıs 1994 tarihinde Rusya Federasyonu eski devlet başkanı Boris YELTSİN Kafkas halklarına hitaben; Kafkas halkları özgürlüklerini vatanlarını ve kültürlerini korumak için kahramanca savaştılar… Vatanlarından sürülen bu halkın tarihi anavatanlarına dönüşü konusunun, tarihi ve insani bir problem olarak çözmek zorundayız. Şeklindeki kabulü ve uluslar arası hukuktan hareketle 19.7.1997 tarihli UNPO 5. Genel Kurulunda kabul edilen ve Çerkes halklarının (Kafkasyalıların) soykırıma ve sürgüne tabi tutulduğunun kabulü tarihe vatanlarına dönüş garantisi ve çift pasaport hakkı tanınması kenarının da Rusya Federasyonu parlementosu tarafından acilen onaylanması gerekmektedir.
Bilindiği üzere; Çağımız insan haklarının savunulduğu çağdır. Hakların geri verildiği çağdır.
Tüm Kafkasyalı aydınlar uluslararası düzeyde konuyu mutlaka gündeme getirmelidirler. Savaşla şiddetle değil kaybedilen ve gaspedilen haklar fikriyle, uluslar arası hukuka dayanarak geri istenmelidir.
21 Mayıslar, her şeye rağmen Kafkasyalıların yaşama direncinin ifadesidir. Direniştir, başkaldırıdır, diriliştir. 21 Mayıslar Kafkasyalıların belleğine kazınan tüm bu acıları, savaşları insanlık dışı uygulamaları dünyaya haykırmak istediğimiz gündür.
Sözlerimi Bıcra Saim Tuc’un “Taş yerinde ağırdır” adlı şiiriyle bitirirken beni dinlemek lütfunda bulunduğunuz için hepinize teşekkür eder, saygılar sunarım.
Tarihçi Mahmut Bİ
BURSA–21.05.2009
TAŞ YERİNDE AĞIRDIR
Taş yerinden oynamasın
Düzen tutmuyor bir daha
Hangi çaba harcanırsa harcansın
Dengelenemiyor bir daha
Tutup başka yere alınsa
Kırılıp sağı solu yontulsa
Parçaları helik-kendi temel taşı olsa da
Eskisi gibi olamıyor bir daha
Alınıp uzaklara taşınsa
Ona-buna barınak-korunak olsa
Meydanlara anıt-saraylara köşe taşı olsa da
Tam kendisi olamıyor bir daha
Taş yerinde ağırdır
Kaya gibi toprağa saplıdır
İşin aslı temelinde saklıdır
Yanılıp yakılıp ta insanlar
Yurtlarını terk etmesin bir daha
BIC'RA Saim TUC
NOT : Bursa Birleşik Kafkasya Derneği Gençlik Komisyonu tarafından düzenlenen Sürgün ve Soykırımın 145 yılını anma toplantısında Sn. Mahmut Bİ tarafından yapılan konuşmanın metnidir.